Dilimizdeki “eğreti” sözcükler !

Standart

Ama, silkelemişsinizdir bir kere sabitleşmiş düşünceleri…


©Nazmiye Halvaşi

Sözcükleri ne kadar bilinçli kullanırız ?

Oysa savrulur gidiverir dudaklarımızın arasından. Peşinden bakmak mı ? Kimi vakit düşünmeyiz bile derinlemesine ! Ta ki birine, birilerine çarpıp aksi seda gibi – dağlık mekânlarda olduğu gibi – geri yankılanana ve de yansımasını üzerimizde yapana kadar.

İlericiyim’, ‘Devrimciyim’ deriz örneğin. Ardından da en tutucudan daha da tutucu davranırız farkında olmaksızın ! Oysa ‘ilerici’nin sözlük anlamı; ilerlemeden yana olan, ileri düzeydeki toplumsal ve siyasî gelişmeleri benimsemiş kişiler, toplumlar için kullanılır. ‘Devrimci’ sıfatını da ‘belli  alan(lar)da hızlı, köklü ve nitelikli değişiklik yapanlar’ taşırlar !

Nedense sıkça takılırım bu iki ‘kavram’a ! Çünkü ne zaman birisi bu kelimeleri kullansa, dönüp o kişinin durumuna, sürdürdüğü yaşama göz atarım. Bu sözcükleri hissederek kullanmış olsa bile, kendini bir gruba dahil etmekten başka bir işe yaramadığını görürüm çoğu zaman. Oysa isterim, dilerim ki; üstlendiği sıfata denk düşecek biçimde çaba sarfetsin, yaşasın ! Ama yoktur bu yönde bir gayreti…Kar basmış yolda yürümekte zorlanan biri gibi ! Üzerindeki “siyasî gömlek” kişiyi ‘ilerici’ veya ‘devrimci’ yapmaya ne yazık ki yetmemektedir ! Toplumsal davranışların peşinden gider ama, kendisini ‘devrimci’ sanar. Oysa bu toplumsal davranışların tam ortasında kanayan yaralar mevcuttur ! Ama düşün(e)mez bile…

Farkındalık yoktur !

Farkındalık yaratmak gerektiğinin bilincine de sahip değildir ki…

Bu tür durumlarda ters gelir söylemleriniz karşınızdakine. Çarpar suratına âdeta bir tokat gibi… Amacınız aslında bu değildir ! Ama silkelemişsinizdir bir kere sabitleşmiş düşünceleri. Bir daha yerine oturmasını da asla beklememelisiniz ! İnsanın kafası karıştımı bir kere, onlarca soru diziliverir peşpeşe ve sorgulama başlar beyninde. İşte bu sizin başarınızdır aslında ! Kişiyi kendisini sorgulamaya dürtüklemek, yönlendirici işaretler göndermek bir başarıdır. Çünkü bu kendisini sorgulama sürecinde, dürüstse eğer, eninde sonunda bir yere varacaktır ! Eriştiği nokta asla bir adım gerisi değil, ilerisi olacaktır !

Toplumsal davranışlara aykırı davrandığımızda sorgulanırız. Çoğumuz bu sorgulamadan kaçtığımız an, toplumun akıntısına kaptırır, gidiverir. Çünkü korkarız sorgulanmaktan ! Bunun sonucunda devrimci yanımızın ateşi sönmeye başlar ! Oysa, ‘tek yol devrim’ sloganı atıp, sol yumruğumuzu havaya kaldırarak devrimci, ilerici olunmuyor ki ! İşte bu nedenledir ki, çok az kişiye ‘DEVRİMCİ, İLERİCİ’ diyebiliyoruz, dönüp tarihe baktığımızda…

Öyle çok büyük hedeflere koşmak, tarih sayfalarına geçmek değildir ki devrimci bir ruh taşımak ! Kanımca… Kimi vakit sadece küçük kaleleri yıkmak, yol üzerine dikilmiş barikatları aşmak da yeterlidir. Ruhumuzun derinliklerinde yeşeren ve patlayıp, farklı renkte çiçek açacak diye korkup, tomurcuğu öldürmeye, koparıp atmaya hakkımız da yoktur üstelik !

Bırakın sözcükler dökülüversin dudaklarınızdan. Varsa söyleyeceğiniz yeni şeyler ve söylediklerinizin istikametinde davranabiliyor, yaşayabiliyorsanız, korkmanız için bir neden yoktur ki !

Devrimci’ için belli alan(lar)da hızlı ve köklü değişiklik yapmak gerekmiyor mu ? Değişim sürecinde ileriye doğru adımlar atmak zorunlu değil mi ? İyi de ya “değişim” geriye dönüş sürecine girmişse !

Bu durumda “gerici” olunur ancak…

Gençlik dönemimde, yaşadığım küçük taşra kentindeki okulumda, piyanodan kemana kadar uzanan geniş bir yelpazede yer alan özel bir bölüm vardı. Müsamerelerde piyesler sahnelerdik, her birimiz kendine uygun rolü oynardı. Kültürel bir yaşamı vardı kentimizin. Balolar düzenlenirdi. Smokinli beyler, abiye kıyafetli şık hanımlarla dans ederlerdi. Tango yaparlardı…

Sonrasında mı !

Yavaş yavaş da olsa silinme sürecine girildi. Bırakın tiyatro salonunu, sinemalar bile kapandı birer birer ! Ve gün gelip de biri ortaya çıkıp sanatın içini boşaltmaya başladığında, yıktığında heykelleri farkettik hangi noktadan ileriye gitmediğimizi, geriye dönüş yaptığımızı…

Bugün bile hâlâ aykırı seslere, yeni bir şeyler söyleyenlere kulaklarımızı tıkamıyor muyuz? Ters ters bakmıyor muyuz !

Sanata evet, ama bu kadarı da fazla kardeşim…’ diyerek !

Belki de hiç anlamadığımız bir alanda sınır çizmeye kalkışıyoruz. Oysa, sanatın ilerleme sınırlarını sanatçılar bile çizmez !

Ama biz çiziyoruz “sanat mühendisliği” tulumumuzu üzerimize geçirip.

Hem de tüm “devrimci”liğimizle…

Ben de bu yazıyı yazmak zorunda hissediyorum kendimi !

Acaba ayna önünde durup kendimize bakmak ve “asıl” kendimizle tanışmak ve sonra da sorular sorup, ‘nerede hata yaptık, yapıyoruz?’ noktasından hareketle sorgulamaya başlamak kendimizi, daha olumlu ve somut bir davranış olmaz mıydı, toplumsal gelişmemiz, geriye değil, ileriye doğru yürümemiz açısından !!

İyi bir Pazar günü diliyorum herkese.

Sevgiyle ve dostça kalın. Her nerede yaşıyorsanız..

Ruhunuz asla devrim ateşinden yoksun kalmasın. Adımlarınız sizi hep ileriye doğru sürüklesin.

11 Aralık 2011

 

Not: Resimleri büyük boyutta görmek için – yüksek çözünürlük için – üzerlerini tıklamanız yeterlidir !

About these ads

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s