Bu Yazıyı Yazmam Gerekiyordu !

Standard

Hedefi Yakalayabilmek; Zorlukları ve Mutluluğu…

©Nazmiye Halvaşi

Her insanın hayatı bir film hikâyesini andırır. En iyi bildiğimiz ise kendi hayatımızınkidir !

Zaman zaman köyümü konu etmişimdir makalelerimde. Çocuklarımı büyütürken onların köy yaşamını bilmemelerinin ne büyük bir eksiklik olduğunu düşünmüşümdür hep. Çünkü gelişme, bilinçlenme ve duyarlılık sürecime köyümün katkısının çok büyük olduğunun bilincindeyim.

Fakat, bizden alıp götürdükleri de vardı elbette. Bildik sözdür, İbrahim Tatlıses demişti ki:

         Urfa’da Oxford vardı da biz mi gitmedik…’

Belki de söylediği en doğru sözlerden biridir bu ! TED Koleji’ne veya bilmem ne kolejine gitmedik örneği gibi…

Annemi düşünürüm bazen. Sadece ilkokul 3.Sınıfa kadar aldığı eğitimine rağmen, bize ne çok şey verdiğini ve hâlâ 83 yaşında, Cumhuriyet Gazetesi okuyarak hiç kaçırmadığı haberler, tv’lerde  izlediği tartışma programları ile ülke ve dünya sorunlarını nasıl gördüğünü, yorumlarda bulunduğunu, görüşünü belirttiğini gözlemler ve şaşar kalırım. O’nun üzerinde, bilinçlenme ve aydınlanma sürecinde, bir milletvekili kızı, babasının ilk TBMM üyesi olması katkıda bulunmuştur hiç kuşkusuz.

Bizimkilere de…

Ama, orda, o  çok uzaktaki köyden çıkıp, bir üniversiteye gitme şansını da elde edememiştir ! Milyonların yaşam örneğinde olduğu gibi…

Babam, kendisini zorla Köy Enstitüsü’ne gönderen halama her zaman minnet duymuştur. O, okulların varlığı bir yana, oraya gidebilmiş olmasının dahi bir şans olduğunun farkındadır. Bunun içindir ki belki, bizlerin eğitim hayatını herşeyin üzerinde ve önünde tutmuştur. Üniversiteyi bırakıp da işe başlamama karşı koyduğu tepkiyi hiç unutmuyorum. O’nu, iki yıl Maliye’de çalıştıktan sonra mesleğimle ilgili bölüme doğrudan gitme hakkım olduğuna ve bunu yapmak istediğime ikna etmem zor olmuştu.

Dört kardeşi de aynı anda başka kentlerde üniversitede okutmak imkânsızdı ! Gerçi ben, sonradan rotamı değiştirmiştim ve yıllar sonra çocuklarım lisede iken, üniversiteye geri dönmüştüm, yeniden üniversiteli olmuştum. Diplomanın bir önemi yoktu benim için ama, babamın gözlerindeki o mutluluğu görmeye değmişti. Üstelik, çocuğum yaştakiler ile üniversiteli olmanın kişisel gelişimime katkısı da inkâr edilemez, tarifsizdir !

Eksikliğini en çok hissettiğim şey yabancı dil idi. Yurtdışı seyahatlerde, dünyaya açılmalarda bunun ne kadar temel bir sorun olduğunu farketmiştim. Yıllar sonra İsveç’te yaşamaya başlayınca dil konusundaki eksikliğimin ne kadar büyük bir boşluk olduğunu daha da iyi anlamıştım. Çöpçüsünden, bulaşıkçısına her meslekte, her yaşta insanla iletişim kurmak istediğinizde, dillerini iyi bilmediğinizi farkediyorlar ve hemen ingilizce konuşmaya başlıyorlardı. Dünyanın bir çok ülkesinden gelen göçmen arkadaşlarımla isveççe öğrenmeye çabalarken, eğitim alanında bizden çok daha geri kalmış ülkelerden gelenlerin dahi mükemmel ingilizce konuşmalarına gıpta eder, dururdum.

Belli bir yaştan sonra yurtdışında yaşamanın çeşitli zorlukları vardır. Bildiğiniz herşey farklılaşabilir. Hayata bakışınız, sorgulayışınız, algılama tarzınız değişebilir. Bunlar iyi şeylerdir elbette. Bir konuda düşünürken daha fazla kıyaslama yapma, ölçebilme yetisine sahip oluyorsunuz. Üstelik bir çok konudaki önyargılarım da yıkılıverdi, değiştim, dünyaya ve ülke(leri)me daha da yukardan bakmaya başladım. Çünkü, daha fazla şeyi görebiliyordum artık…

Buna karşılık, yine belli bir yaştan sonra başka bir ülkede yaşamanın, sizi ödemek mecburiyetinde bıraktığı bedeller de vardır elbette! Anavatanınızda bir kimlik sahibisiniz ve onun üzerinde sürer gider hayatınız. Sonra bir anda, dil bilmeyen “adsız, dilsiz” oluvermiş gibi hissedersiniz kendinizi… Sizi bunalıma düşmekten kurtaracak şey ilgilerinizdir. Siyasete olan ilgim nedeniyle, ilk işlerimden biri siyasi görüşüme uygun olan partiye üyeliğimi yaptırmak olmuştu. Ve kadın derneğim… Yaşadığım küçük, kasabamsı kentteki ‘Uluslar arası Göçmen Kadınları’ derneği üyeliği… Ne müthiş bir ortamdır orası ! 40 farklı ülke insanı ile aynı havayı teneffüs edip, karşılıklı dayanışma içinde olmak ! İsveçli kadınların inanılmaz çaba ve destekleri, içten dostlukları…

En zor olanı ise iş hayatınızdır ! Yabancı bir ortamda bir işinizin olması için çok uzun bir süre ve zorlu bir sürece gereksiniminiz vardır ! Sizin zamanınız yoksa ve de orada yaşama nedenleriniz varsa, çözümler üretmek zorundasınız. En kestirme yol, el maharetinizdir. Hobileriniz kimi vakit işiniz oluverir. Bana Türkiye’de “Terzilik” yap deseler belki de “hakaret” gibi algılardım ! Oysa dikmeyi de çok severim.
Ressam bir arkadaşımın yazdığı “Terzi” tabelasını evimin bulunduğu sokağın köşesine yerleştirdiğimde çok gururlanmıştım. Artık bir işim vardı. Hele bir de iş yapmaya başlayınca, mutluluk benim için işte buydu…

Ve yine çok sevdiğim bahçe işlerini hobilikten çıkarıp, kazanç sağlayacak bir işe dönüştürmüştüm bir keresinde. Aslında benim amacım yardım etmekti ama, isveçliler bu gibi yardımları karşılıksız kabul etmiyorlardı !

İsveç Milli Günlerinde (6 Haziran) panayırlar kurulur. Orada açtığım minik dükkânımı (tezgâh) ve o ilk günü hiç unutmuyorum. Bütün kasabalı o sokaktaydı sanki. Hem satıyor hem alıyor. Elimizdeki kullanılmayan eşyaları satıp, başkalarınkini ikinci elden satın alarak ihtiyacını hissettiklerimizin yerini doldurmak ! Çok akılcı bir yöntem ve tasarrufu öğretiyor insana… Hele ‘Loppis’ dedikleri bitpazarlarını gezmeye doyamazsınız. Bir günlüğüne açılan tezgâhlarla doludur bu yerler… Yine evlerde kullanılmayan eşyalar satılır buralarda. Bir kere de loppisde satış yaptım. Ve yıllar önce diktiğim ama sadece bir kez giydiğim bir elbiseyi satıp, demir bir tava almıştım. Ne kadar değerli bir tavadır benim için… Çünkü kendimi aşacak bir iş yapmıştım o gün ve gerideki tanığı da o tavadır. Israrla ve inatla üzerine gitmek gerekiyordu hayatın !

Sonra seçim zamanı geldi. Belediye Meclisi Üyeliğine seçilmem, Okul Komisyonu’nda görev almam ne kadar gururlandırmıştı beni. Türkiye’de Belediye Başkanı veya Milletvekili Adayı olmuş olsam da, yabancı bir ülkede, ikinci vatanımda “seçilmiş” kişi olmanın anlamı başkaydı ! Çünkü, siyaset ortamı sizin bu konu ile ne kadar ilgili olduğunuzla ilgileniyor. Siz ilgili iseniz size yol açıyorlar, fırsat veriyorlar. Katıldığım ilk komisyon toplantısında, göçmen öğrencilerin okul sorunlarını, bildiğim kadar isveççemle anlatmıştım. Sorunu çok iyi biliyordum, çünkü ben de o sorunları yaşayan göçmen öğrencilerden biriydim. Toplantıya katılan okul müdürünün yaptığı teşekkür konuşmasını hiç unutmuyorum. Bir sorunu bu kadar çarpıcı bir dille ortaya koymak ve çözümünü üretmek onu çok mutlu etmiş ve dil öğretmenime de ertesi gün teşekkür etmişti. Benimle aynı partiden olan komisyon başkanı da benimle gurur duyduklarını ifade etmişti parti toplantısında. Bu ülkedeki kısacık yaşamımda elde ettiğim, kimilerine küçük gibi görünse de, benim açımdan büyük başarılardı bunlar…

Dil okulunu bitirip, diplomamı aldığım gün üniversite mezunu olmuş kadar sevinmiş, gururlanmıştım. Sevincimin ve gururumun üzüntülerimle karıştığı günlerdi oysa… Ama yine de mutluluğumu sadece arkadaşlarım ve dostlarımla paylaşabilmiş olmanın da bambaşka bir anlamı vardı benim için…

Bütün bunları neden mi yazdım bugün ?

Bazen hayat sizi aşağılara çekmeye çalışır. Oysa hayat basamakları sürekli tırmanmaktır. Üst basamaklara ulaşmak zordur kimileri için, çünkü çok aşağılarda başlamıştır. Ortalarda başlayanlarla veya daha da yukarılardan yola çıkanlarla aynı hedefe ulaşabilmek için, kimi zaman onlardan daha da hızlı koşmak zorunda kalırsınız. Kimi vakit yakalarsınız hedefi; bazen de yaklaşırsınız sadece ve yorulursunuz. Gücünüzün yettiğince ulaşırsınız hedeflerinize. Aslolan ise bir hedefe yönelmektir. Gidecek bir yolunuz, tayin etmekte zorlandığınız bir yönünüz yoksa bunalıma düşersiniz. Hedefi yakalayabilmek için harcadığınız çaba sizin bilincinizdir. Hedefe daha yakından başlamış olanlar küçümseyebilirler sizin bulunduğunuz alt basamağı. Bu durum, o kişinin kompleksi/karmaşasıdır.

Siz, siz olun basamakları ara vermeksizin tırmanmaya devam edin. Unutmayın ki, devamlı tırmanma gayreti insanı zinde tutarken, bilinçlenme, değişme ve yenilenme şansını da artırır. Sizi mutlu eder. Başarı, mutlu olmaktır !

Mutlu olun, mutlu kalın…

Ulaşacağınız bir hedefiniz olsun, amaçsız kalmayın !

Sevgi, saygı ve dostlukla.

08.08.2011

 

Nazmiye Halvaşi’nin ‘Anılar Defteri’nden günümüze aktardığı yazılarını okumak için!

 

Nazmiye Halvaşi’nin diğer makalelerini okumak için!

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s