Halvasi är tillbaka till Stockholm

Standard

Stockholm’den…

©Nazmiye Halvaşi</

 

Zordur benimle yürümek. Bunu, benimle yola çıkanlar bilir, hepsi yarı yolda çekip gittiler. Suç kimde (?) Ben zoru seviyorum, onlar sevmiyor. Yapacak bir şey yok. Suçum var mı? Tabi ki var. Zor yola, kolay kişilerle çıkmak en büyük hatam.
 Bukowski

Kışı tükettik, baharın cıvıltıları başladı dallar arasından…

Henüz ısınmaya başlayan Ankara uyanırken, 23 Nisan’ın güneşli bir Cumartesi sabahında, Esanboğa’ya doğru sürdü oğlum arabayı…

Telefonumun diğer ucunda genç ve heyecanlı bir partili arkadaşım var !

Deneyimlerimizi paylaşıyoruz…

Arkadaşı dinlerken, “gelecek” umudum yeniden tazeleniyor ve aklımdan bugünü, dünya çocuklarına armağan eden adam ve de O’nun uzun ve de ne yazık ki kimimiz açısından çok kısa yolculuğu geçiveriyor birden…

Tebessüm ediyorum; çünki, Türkler olarak O’nun kıymetini bilmeden, Atatürk’ü bana sanki, kendinden biri imişçesine anlatan İsveçli arkadaşım aklıma takılıyor !

Onlar mı sahip çıkacaklar acaba ?

Yoksa, tüm unutturma çabalarına karşı direnen, bir avuç yurdum insanı mı ?!

Geleneksel pasaport işlemleri sona erdi; şimdi tek başıma bekleme salonundayım ! Arkamda beni bekleyen kimse de yok !… Uçağın tam dolu olmadığı anlaşılıyor. Tanıdık bir yüze rastlar mıyım, diye etrafıma bakıyorum.

Nedenini bilmeksizin…

 

Uçakta, cam kenarındaki koltukta yerimi aldım.

Her zamanki gibi…

O ”dar” pencereden aşağılara, ufka, bulutlar altına, üstüne, üstünden geçtiğimiz kentlere, ovalara, yaylalara, göllere, artık hava koşulları ne imkân vermiş ise, görünebilir herşeye bakmaya bayılırım !

Yürümeyi çok sevdiğimden olmalı…

Uçak içinde de olsa, bulutlar üzerinde…

Bu kez nedense her zamankinden farklı duygular baskın çıkıyor üzerimde…

Çünkü, kocaman bir boşluk var doldurulması zor; engelleyemediğim bir hüzün…

Heyecanımın üstesinden gelmeye, bastırmaya çalışıyorsam da kolay değil !

İsveç’i, arkadaşlarımı kısa süreli bir ayrılıktan dolayı özlemiş olmam mı acaba ?

Yoksa yeniden kavuşabilme sabırsızlığı, heyecanı mı ?!

Dostluklar, arkadaşlıklar o kadar kolay oluşmuyor ki !

Hele gerçek iseler…

Üstelik, hüznün, vedaların, geride bırakılanların karşısında, beni karşılayacakların, karşılamaların heyecanı da ağır basmıyor değil !

Dostluklar, ah, herhalde bu yüzden çok değerliler…

 

Dalmış gitmişim…

Yanımda oturanları epey bir sonra farkettim. Hararetli bir muhabbet, yeni tanışıklıklara karşın almış gidiyor, ama ben duymuyorum. Gündem nedir bilmiyorum. Çok ama çok başka yerlerdeyim…

 

Ankara gerilerde kalmış !

İstanbul’u geçiyoruz…

Muhteşem Boğaz manzarasını, binlerce metre yukarılardan, hem de güneşli, berrak bir günde yudumlamak ne büyük bir keyif ve zevk !

Kara ile denizin nerede ise her ülkede varlığını hissettirdiği ülkeleri aşıp, Stockholm’e varıyoruz.

Arlanda Havalimanı…

Dünyanın en güzel görsel gösterisini izler gibi hissediyorum kendimi. Önce, denizin içine kadar uzanan karanın oluşturduğu yüzlerce adacık, yarımadacık; sonra da karanın içlerine kadar giren yüzlerce nehir ve göller…

Nedense bana ’bu bir kara ile denizin kucaklaşma şöleni var bugün yine…’ dedirtiyor !

Eminim siz de olsanız, güneşli ve berrak bir günde, baharı, yazı, sonbaharı ve kışı, daha doğrusu tüm mevsimleri bambaşka güzellikler içinde, derinliklerinde gizleyen bu manzaradan etkilenmeden Stockholm’e doğru uçmazsınız !

 

Uçak giderek alçalıyor, inişe geçmeye başladığı andan itibaren, yüreğimin artan hüznü, bu eşsiz tablo ile başabaş mücadeleye girişiyor ! Ne de olsa uzun bir aradan sonra dönüyorum ikinci vatanıma. Anahtarını kaybetmiş olsam da, evime geri dönmek, bu ülkeyi ikinci evim, vatanım gibi hissetmeme engel değil.

Karmakarışık duygular içindeyim…

 

Kiminize komik gelecek ama, bir Türk için pasaport kontrolünden geçmek o kadar kısa sürdü ki, ben bile şaşırdım ! Ayrılığın unutturduğunu sandığım isveççe su gibi dökülüverdi dudaklarımdam. Ben şaşırdım, pasaport polisi umursamadı bile…

Bavullarım, her zaman olduğu gibi az miktarda ve hafif.

Birlikte çıkış kapısına yöneliyoruz…

Yolcularını bekleyenler arasında, gözlerim bekleyenimimi aradı !

Hayır gelmemişti…

Oysa yanılıyor muydum ! Arkamdan seslenen Mine’nin sesini duydum. Ona doğru koşuştururken; birlikte yaptığımız bir seyahati, dostluğumuzun başlangıcını anımsıyorum birden.

Evet, buradaydı işte…

 

Eski dostların kavuşma anlarını yaşayanlarınız çok iyi bilirler !

Mine’nin BMW cibi kayarak hızla ilerliyor Stockholm’e doğru…

Sanki zaman sona erecek, dakikalar yetmiyecekmişcesine herşeyi birbirimize anlatma telâşı içindeyiz. Bu arada yol boyunca sanki ilk kez görüyormuşçasına herşeyi beynime kaydetmeye çabalıyorum. Sanki ben yokken, herşey silinmiş ve yeni baştan düzenlenmiş, inşa edilmiş mi sanıyorum acaba? Bensiz geçen zamanda neler olmuş ? Aslında olan biten hiçbir şey de yok ki !

Beyaz şarabın eşlik ettiği, somon balığı ve İran yemeğimiz farklı bir huzur veriyor bana.

Gariptir değil mi !

Anavatanımdan uzak, ikinci vatanımda…

 

Bugün Pazar, Stockholm 20 derece ısıda, Paskalya tatilinde. Kentte bu yüzden gözle görülür bir sükunet var. Prenses Viktorya’nın evinin yanındaki parka doğru ilerliyoruz. Bisikletini, köpeğini, mangalını, yemeğini alıp koşan orada. Her yaştan, bikinili, mayolu, şortlu insanlar sere serpe çimenlerin üzerinde güneşleniyorlar. Güneşe özlemin ne demek olduğunu bilirim bu ülkede…Kahvelerimizi içtikten sonra uzandık çimenlere…Açık havada uyumaya korkmaksızın. Güven duygusunu nedense özlemişim, tazeliyorum…

 

Gigi ve diğer birçok arkadaşımla telefonda konuşup, yarın için sözleştik. İyi de, onlar beni heyecanla bekliyorlar, ya ben onlara yeniden kavuşmakla hüzün bulutlarımı dağıtabilecek miyim ?!

Yarın belli olur…

Önce  Bålsta’ya, sonra da Skokloster’e döndüğümde neler hissedeceğim ?

Kızılcıklar, cevizler, fındıklar büyümüş müdür !

Ya nâneler ?

Yeşermiş midir !

Eminim, soğanlar bile çıkmaya başlamıştır, sahipsiz ve cılız…

Sarı zambaklar açmış ve solmuştur da belki…

Mor, mavi çiçekler…

Ve Turbo…

Dünyanın en güzel ve şirin kedisi terkedilmişlik duygusunu yenip, yeni kapılar bulmuş mudur kendisine ?

Beni tanıyabilecek midir ?

 

Doğayla birlikte, ben de her bahar yeniden doğarım. Henüz bahar bitmedi. Söz verdim kendime, bu yıl da yeniden doğacağım. İşlerimiz, siyaset yaşamımız, sorumluluklarımız, makamlarımız ne kadar yük olursa olsun üzerimizde; zaman zaman onlardan sıyrılıp sadece ”kendi” olabilmek ne güzeldir !

Bütün gün Stockholm sokaklarında dolaşırken, bu özgür ruhun tadını çıkarmak istedim. Ve şimdi de tuşluyorum klavyemde…

 

Paskalya tatili nedeniyle hafta Salı günü başlıyor…

’ Bildingsnämnd – okul komisyonu” toplantısı var. 29’nda da Belediye Meclisi…

Ankara’daki siyaset fırtınasından sonra, dingin bir siyasî ortama dönüş ne hoş !

İkinci ülkemde, ikinci partimde ve benim İsveçteki ”Gölbaşı”mda…

Bålsta’da görevimin başındayım. İnsan çok güçlü bir yaratık. Nasıl da kolayca uyum sağlıyor bunca farklılıklara rağmen…

 

Her ne kadar kiminize karmaşık duygular gibi gelse de, içtendirler satırlara dökülenler…

İki farklı ülkede, hem Türkiye’mde hem İsveç’imde yaşamanın karışıklığını çözerken, karşılıklı deneyim aktarmanın zenginliğini hissediyorum. İki ülkemi de seviyorum. Her ayrılışımda hüzün, her bir kavuşmada sevinç, yaşadığım sürece devam edecek. Arkamdaki bunca dostluğa dönüp bakınca, kendimi şanslı hissediyorum.

Mutluyum…

Herşeye rağmen…

Ve de, yapacak daha çok işim var….

 

Sevgiyle ve dostça kalın, her nerede yaşıyorsanız…

 

Stockholm, 24 Nisan 2011

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s