Hoyratlaşan bir el dokunduğunda…

Standard

DOKUNMAK, BAŞKASININ ÖZELİNE ve HAYATINA !.

©Nazmiye Halvaşi

Telefonum çaldığında, haftalık yazımı yazmaya henüz başlamıştım.

Ofisten arkadaşımdı arayan…

Satılık gayrimenkul portföyümle ilgili talebi olduğunu düşünmüştüm.

Oysa sesi bir tuhaftı ! Ofiste değerlli bir şeyimin olup olmadığını soruyordu.

‘Var’ dedim; ‘oğlumun düğünü için aldığım elbisemi orada unutmuştum, çok değerlidir’ diye de kendi kendime gülümseyerek ekledim. Gelecek ay evlenecek oğlum içindi bütün hazırlıklar. Minik oğlum büyümüş ve kendi yuvasını kurmanın telâş ve heyecanındaydı. Hepimiz için heyecanlı günlerdi aslında… Özenle seçtiğim kıyafetimi ofisteki askıda unutmuştum bir gün önce ve farkedince de huzursuz olmuştum nedense…

         Kıyafetin askıda duruyor. Dokunulmamış. Başka değerli bir şeyin var mıydı, çünkü ofise hırsız girmiş

Elbisemin çalınmamış olmasına mı sevineyim, ofise hırsız girmesine mi üzüleyim, kısa bir şaşkınlıktan sonra arkadaşımın sorusunu yanıtladım.

         Bilgisayarım, yazıcısı !

Onlara da ellerini sürmemişlerdi, ama masamın çekmecelerini çekip içindekileri etrafa saçmışlardı.

Diğer arkadaşlarımın çekmeceleri gibi…

Bazılarının bilgisayarlarını alıp götürmüşlerdi.

Üzücü bir olay olur, tüm keyfiniz birden sönüverir. İşte arkadaşımın verdiği haber de Pazar gününü keyifli ve huzurlu bir şekilde geçirme plânımı alt üst eden bir andı…

Yola koyuldum ofise gittim. Polis rutin çalışmasını yapıyor, raporunu tutuyordu. Parmak izlerinin alınması ardından ortalığı toplamamıza izin verdiler.

Kendi çekmecelerimi yerleştirmeye, masamı düzenlemeye başladım ama kızgın ve kırgın hissediyordum kendimi.

Bir başkasının, bana, özelime ait olan eşyalara dokunmasına kırılmıştım.

Hem de iznim ve bilgim olmaksızın…

Öfkem büyüktü !

Yere saçılanları toplarken, küçük not defterlerimi buldum. Sayfaları açık iki yana yayılmış ‘gel önce benim mahremiyetimi kapat’ diyorlardı sanki ! Üzerinden uzun zaman geçmiş anılarımın bulunduğu defterlerim. Geride bıraktığım yılların yaşanmışlıklarını yeri geldiğinde kaydettiğim defterlerim. Yerdeki yatışlarında, kendilerine, mahremiyetlerine dokunulmasından müthiş öfke duyan bir halleri vardı sanki.

Benim gibi… Benim açımdan da elbette çok değerliler. Niçin ilk başta arkadaşıma değerli eşyalarım arasında saymamıştım ki onları! Onlara el sürüp, değersiz görmüş olmalı ki yere fırlatan, kendisi için işe yarayanları seçmeyi tercih etmişti. Bir yabancının, canının istediği gibi davranması, tanımadığım varlığı müthiş rahatsız etmişti beni. Basit bir hırsızlık vakasıydı belki, ama şokun etkisi yeni yeni üzerime çöküyordu ve ağırdı. Özel hayatıma, özelime dokunmuştu hoyrat bir el… Tuhaf bir duygu bu ! Biri ofise giriyor, bana ait olanları karıştırıyor, değerli gördüklerini alıp, topluyor, götürebiliyor; değersiz bulduklarını belki de hışım ve kızgınlığıyla yere çarpıyor, saçıyor ! Benim için taşıdığı değerlere böylesine hoyrat bir elden saygılı davranmasını bekleyemem elbette…

Hoyrat bir el ! Belki de tokalaştığınız bir el…

Bir el !

Demek ki hoyratlaşabiliyor istendiğinde…

Aslında, o eşyalarım aracılığıyla yere fırlatılan bendim ! Benim iş ve özel hayatım…

Hissettiğim buydu !

Demek ki beni üzmek çok kolay bir iş ! Bana, özelime ait olanlara dokun, her ne olursa olsun iznim ve bilgim olmadan dokun, eşyalarımı, anılarımı yerle bir et, uygun gördüklerini bir çöp torbasına doldur. Eşyalarınızı bir çöp torbasında bulmak nasıl bir duygu yaratır sizde ?

Nedense aynı tepkiyi, oyumu attığım sandıktan oyumun çıkmaması halinde de hissediyorum.

Bir hırsız oyumu çalıyor.

Kararıma dokunmak ! Gelecek hayallerimi elimden kaparcasına almak, düşündüklerimi, inandıklarımı çalmak ! Diğerinin benim değerli veya değersiz eşyalarıma dokunup, hayatımı çalması gibi… Kimin, bir başkasına bunu yapma hakkı vardır, olabilir ki ? Aslında hiç kimsenin !

Toplama ve ofisi düzenleme işi bitip, eve döndüğümde işte bu karışık duygularla yazımı yeniden tuşlamaya başladım.

Kiminize kısa ve basit duygular gibi gelse de…

Aynı gün içinde başka dokunmuşluklara da tanıklık etmenin basıncı ile patlamaya ramak kalan yüreğimin sesidir bu !

Klavyemin başına oturmadan önce kızgınlıkla, yosun ve küf kokulu giysilerimin bulunduğu poşetleri boşalttım. Çamaşır makinasından çıkartırken küf  ve yosun kokularının yerini lavanta kokuları almıştı. Çamaşırları asarken düşünüyordum; birisini üzmek çok kolay ama ya mutlu etmek ?!

O kadar zordur ki !

Sahip olduğumuz veya kaybettiğimiz herşey aslında bizlerin hayatıdır, hayatının parçalarıdır. Hayatımızı ve yaşanmışlıklarımızı ancak severek mutlu olmayı başarabileceğimizi, ofise giren hırsızlara veya hayatımızdan bir şeyler çalan hırsızlara anlatmaya kalkışsam, anlayabilirler mi acaba ? Belki yazdığımdan dahi haberleri yoktur ! En azından feryadımı duysunlar yeter; bir daha  böyle hayatıma hoyratça dokunmayın. Beni incitiyorsunuz ! Ve amacınız buysa, bilinki başardınız…

Herşey gönlünüzce olsun. Hoyrat eller sizlere, hayatınıza, eşyalarınıza dokunmadan yaşayın.

Her nerede iseniz, mutlu olun, mutlu kalın…

Ankara, 26 Haziran 2011 Pazar

 

Nazmiye Halvaşi’nin ‘Anılar Defteri’nden günümüze aktardığı yazılarını okumak için!

 

Nazmiye Halvaşi’nin diğer makalelerini okumak için!

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s