İktidara gelenler, düzenledikleri tiyatro ile halkın egemenliğini ellerinden almışlardır !

Standard

Dananın kuyruğunun koparıldığı an !

 

©Nazmiye Halvaşi

 

Geçenlerde Cem Yılmaz’ın bir yazısını/stand-up’ını göndermiştim sizlere. Seçmenin psikanalizini yapıyor ve sorguluyordu.

Sandıklardan neticeler gelmeye, sonuçlar netleşmeye başlamasıyla birlikte yeniden okunması gerekiyor, sanıyorum !

 

Seçim sonuçları hakkında söylenecek o kadar çok şey var ki !

Fredrich Wihelm’in sözleriyle başlayalım isterseniz… (Teşekkürler Mikail Işık)

”Cahil bir toplum, özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi, hiçbir zaman özgür bir seçim yapamaz. Sadece seçim yaptığını zanneder !

Cahil toplumlarda seçim yapmak, okuma-yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır… Böyle bir seçimle iktidara gelenler, düzenledikleri tiyatro ile halkın egemenliğini ellerinden alanlardır!!!”

 

Bu satırlardan hareketle, dönüp ülkeme bakıyorum;

Türkiye hızla az gelişmiş ülkelerdeki seçim modelini andıran bir sürece sürükleniyor ve girdi bile !

 

Seçmen iradesini iktidardan yana kullandı.

 

Peki bu yönde irade belirleyip, beyan ederken hangi değerlendirmesinden hareket etti ?

 

Neyi onayladı?

 

Neyi oyladı ?

 

v Hukuk devletini alaşağı eden bir iradeyi sırtladı.

v Taşeron işçi düzenini onayladı.

v Atanamayan öğretmene, okulsuz, öğretmensiz köylere uzanan yolu açtı.

v Genç seçmenler;  geleceklerini belirleyen, üniversite sınavlarında soruların iktidar ve oturtulmak istenen sistemin, şu veya bu güç merkezleri lehine çalınmasını, şifrelenmesini kabullendiler, onaylarını verdiler. Anlaşılıyor ki, çalışarak başarılı olmak yerine, yandaşlar arasına katılıp, sınavı kazanmak daha kolaycı geldi onlara. Hayâlci bir yaklaşım gibi gelse de bizlere…

v Kadın seçmen, kendisini eve kapatan, cahil kalmaya mahkum kılan, kullaştıran, sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceği anlaşılan bir zihniyete destek verdi. O da mı kolaycılığa kaçtı acaba ? Hak mücadelesi peşinde koşmayı, iki ayağı üzerinde dimdik durabilme özgürlüğünü kazanmayı çok mu zor gördü kendisine ? ”Havuç-sopa” düzenini tercih etmeyi daha mı akılcı buldu. Bu durumda, bizim gibi düşünenlerin, kadın-erkek eşitliğinin sağlanması için direnenlerin harcadıkları zaman, amansız çaba ne olacak peki ?

v Dar gelirli, işsiz kesim kendisine dağıtılan yardımlarla geçinmeyi tercih etmiş anlaşılan. Onuruna da böyle bir durumu hiç rahatsızlık duymaksızın, güzelce yedirmiş. Alınteri ile kendi kazancıyla istediğini alabilme, ailesinin ihtiyaçlarını karşılayabilme ve de herşeyden önemlisi ’ben onurumla yaşadım’ diyebilme şans ve fırsatını teperken, o da mı kolaycılığa kaçtı, kahvehane tembelliğini sürdürerek bir ”ot” gibi yaşamaya ”evet” mührünü bastı, mı demeliyiz ?

v Hayvancılık yap(a)mayan köylüm, kasaptan aldığı, çoğu zaman ithal etten memnun olmalı ki, yabancının zenginleşmesi lehine oy kullanmış !

v Tarlasına ek(e)mediği buğdayı önceleri ofisten, şimdilerde esnaftan çuvalla, üstelik hazır ve zahmetsiz üretilmiş un, fırından sıcak çıkmış ekmek olarak satın almak da köylümün bağımlı bir yaşamdan mutlu olduğunu mu gösteriyor, verdiği oyların rengiyle de kanıtlayarak ?

v ”Deniz Feneri” düzeni ile zenginleşenlerden de elbette ”hayır” oyu vermelerini bekleyecek değildik herhalde !

v Çılgın ve hayâli projelerle renkli düşlere kendilerini kaptıran, ağızları sulanan, bir anda kendilerini zenginleşmiş gören arsa spekülatörlerinin de farklı davranmalarını beklemek, eminim çok fazla iyimserlik olacaktı !

v HES projeleri ile halkın suyunu elinden alıp, doğayı katleden bir anlayışın bunun cezasını kendisi olmasa bile gelecek kuşakların çekeceğini düşünmeden oy attığına da hiç kuşku yok !

v Padişahlık yıllarına dönme özleminin de seçmenlerin üzerinde ağır bastığı anlaşılıyor.

 

Liste uzun ve seçmenin daha bir çok olumsuzlukları da verdiği oyun rengi ile onaylamayı tercih ettiğni söylemek mümkün (mü?) !

Şimdi kalkıp; ’İşte milletimizin istediği, arzuladığı düzen budur, tercih ettiği yönetim anlayışı da taptaze önümüzde durmaktadır!’ mı demeliyiz ?

 

Seçimden önce yazdığım ve de ”lokum gibi” diye tanımladığım seçmen, evet seçimini yaptı.

Da…

Bu tercihini gerçekten bilinçli, hak ve özgürlüklerine saygılı, gelecek kuşakları düşünerek yaptığına da zerre kadar inancım yoktur !

Seçimin dürüstçe yapıldığına inanmadığım gibi..

En yakın örneğini de yine geçenlerde bir yazımda anlatmıştım. Babamın evinde ”iki seçmen” daha yaşıyormuş da haberimiz bile yokmuş. Ruh gibi yaşıyor olmalılar ! Yoksa, bu insanların, 17 yıldır babamlarla birlikte aynı çatı altında yaşayan bu kişilerin varlığını nasıl izah edebiliriz ki ? Avrupa Birliği Devletlerinde, ikametgâh izni verilmeden önce, belediyeler semtlerden sorumlu polisleri aracılığıyla, kişilerin gerçekten beyan ettikleri adresteki evde yaşayıp yaşamadıklarını kontrol ettirirler. Kimi vakit de kontrat sorarlar. Kuşku duymuşlarsa, evsahibinden başlamak üzere, komşular dahil semt araştırması yaptırdıkları dahi görülmüştür.

 

Peki ya bizde ?!

 

Nüfus müdürlüğü bu iki ”ruh”un adres kaydını yaparken, anne ve babama danıştı mı ?

Uyarılarımıza rağmen, o ”ruhlar”ın seçmenlikleri niçin düşürülmedi ?

En basit örneği ile bu soruların yanıtlarını verdiğiniz an, seçimin sağlıklı bir ortamda yapıldığını iddia edenlere bizler de ”inanırız” !

Bizim durumumuzda olanlar hiç de az değildir mutlaka…

Şikâyetler kamuoyuna yansıtılmamaya gayret gösterilse de !

Diğerlerini bilemem ama en azından anne ve babamın adına ben bir kez daha ihbarda bulunuyor ve tatmin edici bir yanıt bekliyorum.

İkna olabilmemiz için…

 

Evet, haftalardır devam eden heyecanlı ( ! ) yarış bugün – Pazar – bitti.

DANANIN KUYRUĞU KOPARILDI !

 

Hayırlı olsun diyelim (mi?).

 

Güneş ne yazık ki umduğum, inanmak istediğim gibi doğmadı ülkeme Artvin’den

 

Yanıldım…

 

Yanılmakla da kalmadım, kahroldum üzüldüm…

Bu hüznü de valizime sıkıştırıp, yola çıkıyorum. Ver elini ikinci vatanım İsveç !

Sokakta, alışverişte, katılacağım toplantılarda, yıllarca o kirlenmemiş havasını teneffüs ettiğim demokratik ortamında zorlanacağımı, İsveçli dost, arkadaş ve siyasetçilerin sorularını yanıtlarken terleyeceğimi adım gibi biliyorum.

Olsun, hayâl etmediğimiz sürece arzuladığımız geleceği de kuramayız.

Hayâl edilmiş, yaşama geçirilmiş gerçek eşitlik ve demokrasiden öğrenecek daha çok şey var demek ki !

Şahsen ben öğrenciliğime devam ediyorum.

 

Sağlıkla mutlu kalın.

Her nerede yaşıyorsanız.

 

Ankara, 12-13 Haziran 2011

 

Nazmiye Halvaşi’nin ‘Anılar Defteri’nden günümüze aktardığı yazılarını okumak için!

 

Nazmiye Halvaşi’nin diğer makalelerini okumak için!

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s