Onlar için, hayâldi gerçek oldu…

Standard

Bizde niçin olmasın ?

 

©Nazmiye Halvaşi

Kaçırmak istemediğiniz anlar/zamanlar vardır.

Ve…

Kaçırmamak elinizdeyse eğer, yudumlayarak içercesine yaşarsınız onları.

Toplantı salonuna girerken işte böylesine bir duygu hükmediyordu üzerimde…

Evet, bu toplantıları kaçırmak istemiyorum.

Belediye Meclisi’nin bu seferki gündemi ’Bütçe’ görüşmeleri idi.

Bizler için önemli bir birleşim. Çünkü yerel yönetimde iktidarız. Partimizin programını uygulayabilmesi için de bütçenin onaylanması zorunlu.

Öyle de oldu zaten…

 

Fakat, toplantı sadece bu açıdan önem taşmıyordu !

İktidar ve muhalefet partilerinin seviyeli tartışmaları; kent için, kentte yaşayanların yararına olan uygulamalar ve hiçbir başka siyasî mülahazaya sığınmadan, gerektiğinde insanların yaşam seviyesini yükseltecek veya daha iyi koşullarda yaşamalarına imkân verecek politika ve projeleri ortaklaşa onaylayabilmek.

Demokrasi, insan hakları, eşitlik…

Hepsi bu salonda. Herkesçe teneffüs ediliyor.

Böyle bir toplantıyı kaçırmak gerçekten aptallık olur.

Hele, Türkiye’deki seçim kampanyalarından sonra bu ”oksijen”e o kadar çok ihtiyacım var ki.

Temiz hava pompalamalıyım ciğerlerime…

Facebook sayfamda yazan AKP’li bir seçmen, seçim sonuçlarının keyfini yaşıyor. Satır aralarında, yazılmamış sözcüklerde okumak mümkün bu memnuniyetini. Bana anlatmaya çalıştığı ise demokrasi, insan hakları ve eşitliğin ne olduğu !

Bilmediğimi sanıyor olmalı…

Oysa, onun için üzücü elbette ama, hayâlini dahi kuramadığı bir siyaset ortamında yaşadığımı ve öylesine büyük bir enerji ile çalıştığımı bir bilebilse, anlayabilse, hissedebilse !

Anlatmakla olmuyor ki…

Bizzat yaşamak gerekiyor…

Hayatında hiç görmemiş bir görme özürlüye renkleri tarif etmek kolay mıdır?

Köy yaşamını bir gün olsun tatmamış bir kentliye tarlayı, hasat zamanını anlatmanın bir masalı andırması gibi…

Köyden kalkıp, kente ilk kez gelene, hayatında hiç binmediği otobüs ile gideceği adresi, durak adı vererek tarif etmek gibi…

Veya, Türkiye’den yarım asır önce gurbete çıkmış ilk Anadolu insanının ülkemizde olmayanları gördüğünde şaşırıp kalması gibi !

Siyasete paraşütle inmiş biri için parti politikalarını, hedeflerini, disiplinini öğrenmek, o ortamda yaşamak, tecrübe kazanmak ve belli bir süreç gerektirmiyor mu ?

Öğrenmek, özümsemek niyetinde ise elbette…

Âşkı hiç tatmamışla, âşkı yaşamak istemenin arasındaki çizgi gibi !

Zor…

***

Hiçbir şeyin adil olmadığı, bütün kurumlarına karşı bir güven bunalımı yaşanan ülkemizde seçim yaptık.

Daha doğrusu, bizler bir ”İmparator”un varlığını kutsadık !

Dünyanın hangi gelişmiş demokrasiye sahip bir ülkesinde bu türden uygulamaya rastlayabilirsiniz ki ?

12 Haziran seçimlerinin, Kenan Evren’in anayasasına ”evet” diyenlerin referandumundan farkı nedir ki ?

1982’deki, baskı altında seçme davranışının  30 yıl sonrasında yeni bir tekrarı değil midir ?

Tam bir ortadoğulu ülke insanının tavrıdır bu…

 

Seçme davranışı toplumlara göre değişiyor. Az gelişmişliğin hükmettiği ortamlarda seçmenin önüne farklı ölçüm sistemleri çıkarılıyor.

Ülkemdeki benzeri ”inanç” üzerinden yürütülen politikalar ”kıymet”e biniyor. Oysa inançlar, insanların yaşamları boyunca kendilerine ait olan bireysel kavramlar değil midir ?

Peki, toplumsal yaşamımızın ölçme sistemi bu mu olmalıdır !

Ülkem insanının bu zaafını sömüren iktidar partisi bir zamanların ”cennet” dahil 3 anahtar vaad edenlerinkinden farklı bir davranış mı sergilemiştir ?

Ve…

Yeniden seçilmeyi başarmıştır !

Kişilere/seçmenlere, inançlarını özelinde yaşamayı telkin eden, sömürü yoluna gitmeyen ve bu fani dünyadaki ”cennet” olanaklarını vaad eden parti ise, istediği başarıyı elde edememiştir !

İyi de şimdi kalkıp; ’böyle bir toplum kandırılmayı hak ediyor’ mu demeliyiz ?

Yoksa…

Sandık başına gidenlerin yarısının, oylarını iktidar partisine atarak, ”kurnazlık” yaptığını ve kendisine söz verilenleri yaşarken elde etmeyi becermenin yol ve yöntemi olarak bu tür bir tercihte bulunduğunu mu düşünmeliyiz ?

Kul” olmayı kabul etme pahasına…

***

Toplantı bittiğinde saat gecenin 23.30’u idi.

’Beyaz Geceler’in yaşandığı o güzel günlerden birinin sonu daha…

Skokloster’deki muhteşem şatonun henüz kararmaya başlayan gecenin aydınlığındaki o muhteşem görüntüsünü, karşısına geçip bir kez daha seyrettim.

Uzun, uzun…

Ihlamur kokulu günler yaklaşıyordu artık. Dalları yerlere değecek kadar uzanan dev ıhlamur ağaçlarının parfümlediği yollarında yürüdüm.

Bu kez bir başka havayı, oksijeni ciğerlerime depoluyordum. Ama aklım yine de ülkemdeydi.

Anavatanımda…

İkinci vatanımla bir çok alanda aşılması gereken büyük mesafeler olan Türkiye’mde !

24 saat önce sandık başındaydım. Oyumu kullanmıştım. Bugün İsveç’teki partili arkadaşlarımın sorularını yanıtlamaya çalışmış, yorumlarını dinlemiştim.

Yüreğim yanarak!

Ne kadar uzaklardaydık birbirimize…

Yoksa, İsveç-Türkiye kıyaslamaları yapa yapa ikisi arasında bir tercih mi gerekiyor benim için?

Yoksa, her ikisinde de yaşamak aslında bir şans mı?

Olanları ve olmayanları görüp, gözlemleyip, tespit ederek anavatanımda partili arkadaşlarıma anlatabilmek, yazılarımla aktarmak mı bu şansı ?

Yoksa…

Böyle bir ”şanssızlık” beni mi bulmuştu ?

Yanıtlayamadım…

***

Belediye yönetimi olarak bir binanın açılışına giderken bile kendimi bir tuhaf hissettim !

Ne yollar kesiliyordu, ne polis otolarınca koruma altındaydık, sirenler etrafı inletiyordu, ne de korumalar koşuşturuyor, makam araçlarının içinde seyahat ediyorduk !

Vardığımızda karşımızda niye el pençe duran bürokratlar yoktu ki !

Törene katılan halk bile bir acayipti. Ne elimizi öpmeye kalkışan vardı ne de koruma zincirini aşabilmek için ağlaşanlar…

Şu veya bu menfaat karşılığı tutulmuş ”şakşakçılar” bile yoktu çevrede !

Başka bir dünyada mı yaşıyordum ?

Vergi mükelleflerinin paralarıyla yaptırılan devasa afişlerin, parti bayraklarının yerinde kıytırık üç-beş balonla süslenmişti hizmet verecek olan yeni bina !

Bayram havası mı, yeni bir tesise kavuşma memnuniyeti mi, yapılan konuşmalar mı; olmaz olur mu hiç !

Pastamız bile vardı kesilecek…

Herkese yetmese bile, törene katılan halk-siyasetçi arasında bölüşülecek.

İsteyen istediğini içti, kadehini, bardağını peçetesinin içine saklamaksızın…

***

Eve döndüğümde, tv’de başbakan Fredrik Reinfelt ile Muhalefetin, Sosyaldemokrat İşçi Partisi’nin yeni genel  başkanı Håkan Juholt arasındaki tartışmayı izledim. İki liderin ilk münazaralarıydı bu…

Geleneksel bir siyasî tartışma.

Yüksek yuvarlak bir masanın iki yanında ayakta duruyorlar, son derece sakin, seviyeli ama kararlı tavırları ile tartışıyorlar…

Toplumun önünde, ülke açısından önemli konu ve sorunlar üzerinde tartışmak sanki son derece doğal bir sorumluluk onlar için !

Ne biri diğerine; ’hodri meydan’ çekiyor; ne de diğeri bu amiyane ”cesursan çık karşıma konuş” davetinden kaçmak için bin dereden su getiriyor !

Onlar için bir görev bu…

Toplumu bilgilendirme görevi…

Siyaset bir ”sorumsuzluk” değil; sorumluluk yüklüyor omuzlarına !

Son araştırmalar İsveç’te sol blokun oylarının arttığını, sağ blokunkilerde ise düşüşe geçildiğini gösteriyor.

Bir yanım mutlu, diğer yanım kaygılı !

***

Bugün ’Babalar Günü’ idi. Babamla birlikte olduğumuz zaman süresince seçimleri konuştuk. O’nu dinlerken böyle bir babaya sahip olmanın mutluluğunu tattım bir kez daha…

Baba sevgisini büyük bir coşku ile hissetmiş, yaşamış olanların hangi yaşta olurlarsa olsunlar, kaybettiklerinde duydukları o acı ve hazin boşluk duygusunu düşünmeye çalıştım.

Ve, sımsıkı sarıldım babama…

Ne kadar şanslıyım !

Her iki vatanımda da dünyanın en güzel insanları benim anne ve babalarımdır !

Anavatanımdakiler gerçekleri; İsveç’tekiler anne ve baba gibi dostlarım…

Gigi ile Bertil’in yaşlılık günlerindeki yaşam koşulları, yaşama bakış açıları ile gerçek annem Güzide’nin, babam Hasan Özkan’ın üçüncü yaş dönemlerindeki hayat koşullarını, kaygılarını karşılaştırıyorum; herşey bir bütün görünüyor !

Ve, bütünün parçaları, bütünden farklı değil…

İsveç’te, huzuru ve güveni yaşıyorum; Türkiye’de ise endişe ve kaygıyı…

Ve soruyorum kendime; nasıl olur da Türkiye’de de kalıcı bir GÜVEN ve HUZUR ortamı yerleştirebiliriz ?

Yanıtı üzerinde düşünmeye değer bir soru değil mi ?

Yoksa, anavatanımda buranın koşullarına ayak uydurarak mı yaşamalıyım ?

Diğerlerini taklit ederek…

Mutluluğu, huzuru, istikrarı, her alanda karşılıklı güven duygusunu da İsveç’e döndüğümde mi yudumlamalıyım ?

Boşluğunu doldurmalıyım ?

Vücudumun her bir hücresine tıka basa depolayıp, döndüğümde harcamalıyım ?

***

Dünyanın yaşanabilir en iyi ilk beş ülkesinden biri olan İsveç için ’HAYALDİ GERÇEK OLDU’ demek abartılı bir söz/düşünce değildir.

Hem de hiçbir yanıltmaca, kandırmaca olmadan…

Oysa ülkemde, anavatanımda !

Sahte bir seçim süreci yaşadığıma dair güçlü bir inanç taşıyorum içimde.

Partim CHP’nin başlattığı itiraz sürecinin sonucunda gerçek durumun açığa çıkmasını umuyor ve diliyorum.

Çıkmazsa ne mi olur ?

Yine umuyor ve diliyorum ki partim CHP bu tartışmayı Avrupa’nın ilgili kurum ve kuruluşlarına taşır.

Çözümü içeride bulmak yerine, dışarıdan dayatmak için !

Çünkü, tek bir oyun, benim oyumun geçersiz sayılması veya tek bir kişinin mükerrer oy kullanmış olma ihtimali asla kabul edilemez.

Sonrasında genel sonucu etkileyecek bir oy dağılımı çıkar mı ortaya bilemem !

Ama,”kabul edilemez”e karşı çıkmak, itiraz etmek ve dürüst bir netice görmek benim en doğal hakkım değil mi ?!

Dünün ”seçim dosyası”nı kapatıp, yenisini açmak umuduyla, CHP işin sonuna kadar gider, gitmelidir, gidecektir diyorum kendi kendime.

Yarınlar için…

Birlikte, güven ve huzur ortamında, kimsenin kimseden kuşku duymadan sokağa çıkabilmesi, yaşayabilmesi için…

 

İyi bir hafta diliyorum herkese.

Her nerede yaşıyorsanız…

GÜVEN ve HUZUR içinde kalmanız umuduyla…

 

Ankara, 19 Haziran 2011

 

Nazmiye Halvaşi’nin ‘Anılar Defteri’nden günümüze aktardığı yazılarını okumak için!

 

Nazmiye Halvaşi’nin diğer makalelerini okumak için!

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s