Siyasiler için “lokum” gibi toplumla seçime giderken…

Standard

Seçime günler kaldı! İyi de biz neyi seçeceğiz ?

©Nazmiye Halvaşi

 

Türkiye bir kez daha sandık başına gitmeye hazırlanıyor.

Haftaya Pazar gecesi, dananın kuyruğu kopmuş, ak mı kara mı anlaşılmış olacak.

Sokaklar rengârenk bayraklarla bezenmişken, farklı tonlarda sesler yükseliyor hoparlörlerden…

Oy vermeyecek olsak da, partilerin tanıtım melodilerini sevdiğimizden mi acaba, bir güzel dinliyoruz !

Türkülerimiz güzel…

Türkü türkü Türkiye !

Ne de olsa anavatan toprakları üzerinde yaşayanlar, duygusal insanlar değil mi !

Partilere de bu ”zaaf”ımız yeter de artar bile…

Bizleri duygularımızdan vurarak ikna etmek istercesine çalıyorlar, tekrar, tekrar…

 

Her bir köşede buram buram siyaset tütüyor !

Her kahvede, her sohbette, tek konu bu…

Herkesin mutlaka bir fikri var ve tam da ifade etme zamanı.

Birbirimizle, öylesine de olsa yaptığımız muhabbetlerin muhataplarımızı, çevreden dinleyenleri nasıl etkilediğini bilerek veya bilmeksizin, konuşup duruyoruz.

Aynı partiye yeniden oy vereceklerin farklılıklarını, farklı partilere oy vereceklerin aynınıklarını da böylece görme fırsatı buluyoruz.

Demokrasi güzel şey !

Ama…

İlle de hoşgörü !

 

Yazılı ve görsel haber kaynakları, aralıksız yeni sansasyonlar pompalamakta âdeta birbirleriyle yarış halindeler.

Yarışmak, rekabet elbette iyi hoş da; bilgi kirliliği de gırla gidiyor…

Son dakikada sandığın rengini değiştirebilecek ’bombalar’ patlatılmasını bekler olduk âdeta.

Kimin eli kimin cebinde ki ?

Vur belden aşağı, topla gitsin parsayı !

Bizim gibi ülkelerdeki seçim sürecine de ancak böylesi yakışır…

 

         Berhudar ol evlâdım, el öpenlerin çok olsun, diye diye gelmedik mi bizler bugünlere, buralara !

 

Gelişmiş ülkelerde ise tamamen farklı bir tablo karşımıza çıkar oysa…

Öpmeyi bırakın, seçmen seçtiği siyasetçinin makamını kullanarak menfaat elde ederek ”öpüldüğünü” anlar anlamaz kıyameti koparıverir.

Zaten toplumun menfaatleri aleyhine iş yaptıkları ortaya çıkar çıkmaz, o siyasetçi bir gün bile fazladan yerinde duramaz ki !.

İğneli fıçıya düşmüşten beter ederler o politikacıyı…

 

Bizde ise sistem tam aksine işliyor !

Açıklanan/iddia edilen onca yolsuzluğa rağmen nedense kimsenin kılı kıpırdamıyor.

”Nedense”, lafın gelişi elbette.

Çarkın herkesin menfaatlerine uygun yönde dönmesi meselesi mi desek acaba ?

İyi de bu durumun başlıca sorumlusu kim ki ?

Kimse çıkıp da ’ben’ demiyeceğine göre; genelleştirerek yanıtlayalım.

 

Toplum…

 

Yolsuzluk yapana da kanat geren toplum !

 

Devleti zarara uğratana da sırt çıkan toplum !

 

Zenginliğinin kaynağını açıklamakta zorlanan siyasetçilere hoşgörü gösteren de toplum !

 

İyi de neden ?

Çünkü, o da bu ”pazar”dan payını alabilmeyi, parsasını toplamayı bekliyor, umut ediyor ve belki de ”dua” ediyor !

 

Bilinmez ki…

 

Böyle bir ortamda, seçmenin ideolojisinden, ideallerinden, insanlığın, birlikte yaşadığı kendi cinsinden olanların, olmayanların iyiliğini düşünerek hareket ettiğini söylemek mümkün mü ?!

 

Değil elbette…

 

Çünkü toplumun tamamını temsilen sandık başına gidecek olan seçmen sıfatlı bireyler, öncelikle kimin pastasından pay alabileceğine, alamazsa kırıntıları toparlayabileceğine bakıyor; ikna olmuşsa gidip sandık başında oyunu kullanıyor.

Bir avuç dürüst, temiz, gerçekten toplumun, insanlığın menfaatlerini düşünerek yola çıkanların oyları ise arada kaynayıp gidiyor. Gitmekle de kalmıyor, en fazla oy alan partiye oy vermiş gibi hissediyor kendisini.

Seçmenin kaçta kaçının oyunun boşa gideceğini hep birlikte göreceğiz !

Görmek, sorunu çözmese de…

 

Sahi biz bu seçimde neyi seçiyoruz ?

 

Çıkıp da bu soruyu seçmene soran sanki varmış gibi…

 

İyi de, iki partili bir meclis hedef ve hayâli ile depara kalkanların gerçek amaçları nedir ?

 

Oysa demokrasilerde, azınlıkların da sesinin çıkması, sözünün dinlenmesi, fikir ve düşüncelerini ifade etmelerine imkân sağlanması gerekmiyor mu ?!

 

Seçim sandığına gitmeden önce akıl terazimizin ayarını, kullanacağımız dirhemlerin sağlamlığını, güvenilebilirliğini  son bir kez daha kontrol edelim desem, çok mu şey istemiş olacağım ?!

 

Toplumu yoksullaştıranlar kimler ?

 

Köleleştirenler kimler ?

 

Seçme hakkına sahip bireyleri, üç beş kuruşa oylarını satmaya mecbur kılanlar kimler ?

 

Avrupa düşünce, insanî değerleri ve mevzuatta uyum için yaptıkları değişikliklere işlerlik kazandırmayarak uygulamadan uzaklaştıranlar kimler ?

 

Öfkeli, kavgacı, kindar insanlar ülkesine dönüştürenler kimler ?

 

Gemisini kurtaran Bilallerin, ”okuluna gitmeden” kaptan oldukları ülke hangisi ?

 

Gemileri kayalıklara çarpmasın diye, kaptanına yol gösteren ve hiçbir vakit sönmeyen Deniz Fenerleri hangi ülkede ışıldıyor ?

 

Komşusu açken, mışıl mışıl uyuyabilecek vurdumduymazlık, vicdansızlık hangi ülkede yayılıyor ?

 

Öğrenim hakkı gibi en temel haklarından biri gaspedilen gençler hangi topraklarda yaşıyorlar ?

 

Dışa bağımlı tarımı ile, artık kendi kendini doyuran ülkeler kategorisinden çıkan, çıkarılan ülke dünya haritasında nerede yer alıyor ?

 

Parlamentosuna sadece ”cinsiyeti” kadın olanları taşırken, ”eşitlik” adımlarının atıldığı, Avrupa Birliği ülkelerini bile geride bıraktıkları ninnileri ile toplumlarını mışıl mışıl uyutan siyasetçiler, siyasî parti liderleri hangi ülkede yaşıyorlar ?

 

Çalışan evli bir çiftin, aylık toplam gelirlerinin yarısını kira ödemeye mahkûm kılındığı ülke nerede ?

 

HES projeleri ile asırlardır akan dereleri satan; köylüyü, ormanda yaşayan, ayısından kuşuna diğer tüm canlıları susuzluktan kurutan bir anlayış hangi ülkede hüküm sürüyor ?

 

Dünyanın en değerli kaynaklarından biri olmaya namzet, geleceğin petrolden de güçlü silâhı sayılabilecek su kaynaklarını zapturapt altına alırken, ekolojik dengeyi altüst eden, tarihe, geçmişe, geleceğe bırakın saygı göstermelerini, barizce insanlık değerlerini çiğneyen, ayaklar altına alan yöneticiler hangi Orta Doğu ülkesinde yaşıyorlar ?

 

Yerkürenin en paha biçilmez kıyılarının sahibi Karadeniz’i otoyollar inşa ederek mahveden ve de hiçbir utanç duymaksızın göğsünü gere gerek dolaşan, dolaşmakla da kalmayıp seçim malzemesi yapan, kimi vakit çöken bu yolların yararları konusunda seçmeni uyutanlar kimler ?

 

Kadınlarını korumaktan aciz, erkek şiddetine ses çıkartmaktan korkan, suskunluğu, görmezlikten gelmeyi, duymamayı tercih ederek ”Üç Maymun”u oynayanlar hangi ülkede yaşıyorlar acaba ?

 

Vatandaşın devletten; devletin vatandaşından kuşku duyduğu, karşılıklı güvensizliğin son yıllarda iyice artış kaydettiği ülke hangisi ?

 

En basit bir evrak için bile en az 10 kişinin, âdeta birbirini denetim altında tutarcasına imzalarıyla bürokrasiyi de iş yapmak isteyen vatandaşını da boğan; imzalayanın neye onay verdiğini dahi bilebilecek donanımdan yoksun olduğu memurlar, bürokratlar hangi ülkede maaş alıyorlar ?

 

Almakla da kalmayıp, önlerine yığılı imza kartonlarının çokluğu ile böbürlenen yöneticilerin, zavallı bakış açısını benimsemeye mahkûm kılınan kurumlar hangi ülkede çalışır gözüküyorlar ?

 

Sorular listesi çok daha uzun !

 

Akıl terazinin sağ ve sol kefeleri çekmez oluyor !

Dirhemi bırakın, kantarın topuzu kaçmış gidiyor !

İşte böyle bir ortamda orada bir ülke var, o ülke benim ülkemdir, Türkiye’mdir !

Kurucusuna başka milletlerin daha fazla saygı duyduğu, sevgi derecesne varan duygular beslediği Türkiye Cumhuriyeti’dir o ülke !

Tarihini bilmez, dününe sahip çıkmaz, tam tersine ”sil baştan” yaptırmaya çalışan politikacıların sözlerini geçirdikleri; toplumun sessiz onay verdiği, devlet güdümlü arazi mafyalarının topraklarını yağmaladıkları seçim sandığına giden yolda karşımıza dikilen bir ülkedir bu…

 

Evet, tam bir hafta sonra sahi biz neyi seçeceğiz ?!

 

’Bu düzen değişmelidir!’ yine de kulağa en hoş gelen slogan bu olsa gerek.

 

Değil mi ?!

 

Pazar günleri hep keyifli yazılar okumak istemişimdir.

Sizlere de keyif dolu yazılar yazmak hep öncelikli amacım olmuştur.

Ama bir kez daha pek keyifli olmadı galiba !

Ne yapsak da, keyifli günler getirecek yollar üzerindeki barikatları kaldırabilmeyi başarsak ?

En azından ben, bencilcesine bir davranış sayılsa da yapacağımı biliyorum !

Deniz ve yosun kokusu sinmiş giysilerin paketlerini açacağım bugün.

Gün keyifli değilse, dünden kalmış keyifli anları çağırmak daha kolay olsa gerek ?

 

Herşeye rağmen, keyifli bir hafta diliyorum.

Her nerede yaşıyorsanız, mutlu olun, mutlu kalın ve çok şey istemiş olsam da çevrenizdekileri mutlu kılın !

 

05.06.2011/Ankara

Nazmiye Halvaşi’nin ‘Anılar Defteri’nden günümüze aktardığı yazılarını okumak için!

 

Nazmiye Halvaşi’nin diğer makalelerini okumak için!

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s