Anılar Defteri’nden : ‘Sarı Yaz’da Bodrum’un başka güzellikleri de var, görebilenlere…

Standard

Bodrum’a ters köşeden bakış ve öteki kadın…

©Nazmiye Halvaşi

Bu yaz Bodrum’u keşfettim !

Siz şimdi Bodrum’un keşfedilecek nesi var ki ? sorusunu soracaksınız. Haklısınız da… Bodrum denince herkesin aklına gelenler üç aşağı, beş yukarı aynıdır ! Ancak, bu önyargının yanlış olduğunun farkına vardım bu sefer… Kendimce nedenlerim de var elbette…

Önce, Ağustos ayının sonuydu, kısa bir tatil için gittim. Bugünlerde de otel satın almak isteyen müşterime portföy oluşturmak üzere yine Bodrum’dayım. Karşılaştığım insan güzellikleri karşısında şaşırmadığımı söyleyemem. Ayrıca bu “çılgınlıklar” beldesinde doğanın, huzurun, sukunetin adresini keşfetmiş olmama da hep şaşıracağım !

Elimden hiç düşmeyen fotoğraf makinem ile zamanı durdurmak istercesine resim çekerim. Yaşamdan dondurup aldığım, anlık kesitleri, anlık tespitleri izlemek ve mutluluk günlerinin katsayısını artırmaktır bundan amacım…

Son seyahatimde Bodrum’un “öteki” kadınlarından, güzelliklerinden birini resimledim. Bu birkaç kareyı de düşüncelerimle birlikte sizlerle paylaşmak istedim !

Gazetelerde, dergilerde yaz boyunca Bodrum’un “çılgın” gecelerinin, âşk skandallarının bolca haber ve resimleri yayınlanır. Oysa, bu “öteki” kadının o “çılgın” gecelere katıldığını hiç sanmıyorum. Gerçi o’nun da hayatında ‘âşk’, yüreğinde taşmak için fırsat kollayan coşkular vardır mutlaka. İşte belki de bilmediğimiz, duy(a)madığımız bir “umutsuz” âşkın türküsünü dinledim !

Kendimi “şanslı” da hissetmedim değil…

Yalıkavak’da lüks bir villanın işlerini takip eden arkadaşımı bekliyorum minibüsün içinde. Sıcak bir gün, denize cephe nefis manzaralı evlerin en üst sırasındayız. Aşağıda havuz başlarında güneşlenen, eğlenen insanlar. Sitenin arka yamacından aşağıya doğru inen keçiler. Sabahın erken saatlerinden itibaren otlamaya çıkarılmış olmalılar. Dönüş yolundalar belki de…

Bir türkü sesi var  havada ! Yerel ağızla söylenen yanık bir türkü…Teypten yükselen İzel’in sesini kestim bu türküyü dinlemeye başladım.

Bir kadın var orada, elinde değneğiyle aşağı doğru iniyor tepeden. Keçilerin arkasından. Ve bir türkü söylüyor. Belli ki içini yakan bir âşkın türküsü bu… Özgürce yükselen sesini dağlara, taşlara, denize, adalara duyurmak istercesine !

Ve ben dinliyorum…

Özgürlüğünü, özgüvenini ve haykırışını belki de biraz kıskanarak !

Tepeden indi geldi ve tam bizim ilgilendiğimiz villanın arkasındaki duvarın dibinde duran beyaz bir çuvalın yanında durdu. Çok yakınımda şimdi. Yüzünü görebiliyorum artık, o yanık türkünün sahibinin… Elimi hemen çantama attım ve fotoğraf makinemi çıkardım. Mutlaka sabitlemeliyim bu anları !

Ayağında lastik çizmeleri var. Siyah…Eteğe benzeyen bir şort giymiş. Güllü… Belki de zengin evlerinden verilmiştir. Yanık tenli bacakları görülüyor altından. Yağsız, kremsiz, havuz başında mayosuyla uzanmadan yakmış tenini, kızgın güneş… Sırtındaki yeşil gömleğin arkası ter içinde. Gür saçlarının lüleleri gözüküyor, başına bağladığı eşarptan taşan… Derin çizgiler, yorgunluk ifadesi ve hüzün var, güneşin kavurduğu yüzünde !

Eğildi, çuvalın içine baktı. Sonra tereddüt etmeksizin bu dolu, koca çuvalı sırtına vurdu yarıya kadar. Çuvalın içinde ne var bilmiyorum ve merak ediyorum. Ağırca olduğu anlaşıyor paytaklaşan yürüyüşünden. Yeniden tepeye doğru yöneldi, ben fotoğraf makinemle o anları sabitlemeye çalışırken, o, yolun sonundaki küçük şantiyenin arkasında kayboldu gitti.

Sonra…

Sonra, kısa bir müddet sonra elinde boş çuvalla geri döndü. Getirdi, dolu bulduğu çuvalı boş olarak aldığı yere koydu. Yüzüne dikkatlice baktım, 40 yaşlarında olmalı. Üstelik güzel de bir kadın. Yüzündeki o derin çizgilerin anlamını düşündüm. Yorgunluğunun açıkça okunabildiği o yüzündeki… Türküsünü kesmişti, tepeden indikten sonra. Dağların özgürlük ortamında yükselen o ağıta benzeyen hüzünlü âşk nâmelerini artık dillendirmiyordu. Belki de şehrin kirlenmişliğinden korumak için yüreğinin sesini kapatmıştı. Belki de büyük sırrını sadece keçiler ve doğayla paylaşıyordu. Kaçımızın böylesine güvenli bir paylaşım ortamı vardır ki !

Elindeki boş çuvalı bulduğu yere bıraktıktan sonra, terden sırılsıklam olmuş sırtını yanı başındaki söğüdün gölgesindeki duvara dayadı ve yorgun bedenini dinlendirmeye, soluklanmaya başladı. Yüzünü, o derin çizgileri, hüznünü, güzelliğini sabitlemek istiyor ama bir türlü başaramıyordum. Hissetmişçesine çektiğimi, saklıyordu sanki, söğüt dallarının arkasına.

Yanına gitmek istedim o “öteki” kadının. Konuşmaya can atıyordum. Yüzünün resmini çekmek için iznini almak, iki üç laflamak, öyküsünü dinlemek geliyordu içimden.

Ama…

Gidemedim, cesaret edemedim, son derece girişken olmama rağmen o gereken adımı atamadım.

Neden mi ?

O’nu kırmaktan, incitmekten mi çekindim !

Beni tersleyeceğinden mi…

Belki de beni ona tepeden bakan, zengin, şımarık kendine sıradışı ( ! )eğlence arayan “şehir züppesi” sanmasından korktum !

Ben minibüsün içinde, o söğüdün gölgesinde…

O da beni izlemeye başlamıştı şimdi. O’nu ne kadar anladığımı bilmeksizin !

O’nun öyküsünü, âşkını, duygularını gazetelerde, dergilerde okuyamazsınız. Oysa, yüreğinin derinliklerinde, dağlanmış izler bırakmış bir hikâyesi olmadiğini kim iddia edebilir ki ! Her hâlinden anlaşılıyor üstelik…

Arabamız uzaklaşırken hikâyesini düşünüyordum. O, siyah çizmeli, güllü şortlu, başörtülü, gür ama dağınık lüle saçlarıyla söğüdün gölgesinde bıraktığım Bodrum’un o, güzel “öteki” kadınının öyküsünü…

Evet, Bodrum’un bu “öteki” kadınlarına barlar sokağında  rastlayamazsınız, çılgın gecelerinde de. Onların söyledikleri yanık türküleri, mekanik, dijital ortamlarda işitemezsiniz. Hikâyelerini dinleyemezsiniz, haberlerde, röportajlarda okumanız, bulmanız da mümkün değildir.

Neden mi ?

Çünkü Bodrum, o ve o’nun gibileri anlatmıyor, yansıtmıyor. Yörenin gerçek sahipleri olmalarına rağmen…

Tepelerden denize, adalara bakan, yüreğinin sesinin düğmesini sonuna kadar açarak yamaçlara inip, çuvalları sırtlayan “öteki” kadınlar da var oysa Bodrum’da !

Bodrum’un başka güzelliklerini yansıtan…

Görmek için bakmak, denemek gerekiyor sadece…

Bodrum’u belki de bu yüzden daha fazla seviyorum. Sarı Yazda Bodrum’da olmanın güzelliklerine ek olarak…

Sağlıklı ve mutlu günler diliyorum.

Her nerede yaşıyorsanız…

Bodrum, 23 Eylül 2005

 

Nazmiye Halvaşi’nin ‘Anı Defteri’ndeki diğer yazılarını okumak için tıklayınız ! 

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s