Arada sırada keyifli bir yazı okumak hakkınız değil mi ?

Standard

Bence “sürpriz”in adı ‘Bodrum’ !

©Nazmiye Halvaşi

Sürprizlerden hoşlanır mısınız?

Veya desem ki; ‘sürpriz size ne ifade eder?’

Her biriniz farklı bir tanım yapacaktır mutlaka…

Bende ise her zaman beklenmedik, güzel birşey olarak tınlamıştır bu sözcük !

‘Sürprizlerden hoşlanmam’ diyen birini duyduğumda çok şaşırdığımı anımsıyorum. Sürprizlerden neden hoşlanılmaz ki ?

Ama anladım ki sonraları, hayatı boyunca başkalarına kötü sürprizler yapanlar, sürprizlerden hoşlanmıyorlar ! Tıpkı bardağın hep boş tarafını görmek gibi…

Bodrum’a giderken, terminalde çok sevdiğim partili bir arkadaşım, Deniz Pınar ile karşılaştım. İkimiz için de çok hoş bir sürprizdi. Uzun ve sıkıcı bir yolculuğu çok keyifli hale dönüştürüverdik hemen. Afyon’da gecenin 2.30’nda sucuk döner yemek, âdeta ikimizin de ‘bu saatte de yenir mi?’ diyenlere “nanik” yapmak oldu. Çok eğlendik… Sonra, gece boyunca otobüsün boş kalan arka koltuğuna geçip, birlikte görev yaptığımız günleri, ortak arkadaşlarımızı andık.

Ve ardından güne Bodrum’a girerek başlamak… Otobüsümüz, Cevat Şakir’in (Halikarnas Balıkçısı) ‘Merhaba’ diyerek başlayan ‘Hoşgeldiniz’ diye bizleri karşılayan tabelasının önünden geçmiş, son virajdan dönerek Bodrum Kalesi’ni selâmlarken; pırıl pırıl bir güneş, sıcak bir hava sarmalıyordu bizi. Ne güzel bir sürprizdir Bodrum…

‘Menekşe Pansiyon’daki odama yerleştikten sonra, ‘Hadi buyurun’ diye dürtükleyen mis kokulu kahve ve çayın cazibesine kaptırdım ve kahvaltı masasında buluverdim kendimi. Sağlı, sollu gülümseyen ‘Günaydınlar’ selâmlaşmaları arasında… Kırk yıllık dostunu karşılar gibiydi pansiyonun güzel işletmecisi Nihal. Adımımı attığım anda aklımdan ilk geçen düşünce, pansiyonu öneren eski ofis arkadaşım Ali beye teşekkür etmem gerektiği oldu. Çünkü, ‘Menekçe Pansiyon’ anlayana, hissedebilene başlı başına güzel bir sürprizdir !

Ankara’nın o ciddi kostümlerinden sıyrılıp, kendimi derhal “Bodrumlu”ya dönüştürdükten sonra da başladı iş koşuşturmacası. Hızlı bir Bodrum turu, önceden hazırladığım portföylerin resimlenmesi, bilgisayara aktarılıp gereken bilgilerin satırlara dökülmesi ve sonra isveççeye çevrilmesi derken, akşam oluvermişti. Güneşin batışında denize yansıttığı son pırıltılarını, buz gibi bir bira ile yudumlamak da izleyen için bir sürpriz olmalıydı. Bende olduğu gibi…

Sabahın ilk günaydını bu kez ‘Zeytin’den ! Adını niçin ‘Zeytin’ koyduklarını anlamak zor. Çünkü, sarışına yakın kumral bir tekir… İsveçli kedim ‘Turbo’ya mı benziyor yoksa ? Hayatımda iz bırakan sayısız kedi arasında yerini alacağı besbelliydi. Kocaman karnı ile yürümekte zorlanan Zeytin. Ha doğurdu, ha doğuracak ! Masanın altından gizlice beslerken, Ahmet beyin uyarılarına kulaklarımızı tıkamıştık. Oysa Zeytin’in yemek tabağı, bahçenin o bizi her gece mest eden kokulu melisanın dibindeydi ama, yemeğine ortak olmak için üşüşen onca kediyle başbaşa bırakmaktansa, masa altından gizlice beslemek onun da bizim de işimize geliyordu.

Öğle saatlerine doğru Kos’tan gelecek feribotu karşılamaya koşuştururken bir telaş aldı mı beni. Anadilimin dışındaki bir lisanda iletişim kuracağım bir konuğum geliyor. Teknik terimler açısından başarılı bir sınav verebilecek miyim ! Adı yazılı defter elimde, feribottan çıkan yolcular görecek şekilde tutarken gerilimli bir halde bekliyorum. Başka bekleyen olmayınca, gelecek kişiyi tahmin etmek kolay oluyormuş. Gelenin etrafına bakınmasından anlaşılıyor birisini aradığı. Sonunda ben onun hareketlerinden, o benim elimde tuttuğum adının yazılı olduğu defterden bekleyen-beklenen çiftinin tamamladığımızı anladık ve isveççe selamlaştık. Hoşgeldin, hoşbulduk… Yanyana yürümeye başladıktan sonra farketmiş olmalıyız ki, aynı dilden konuşuyoruz ! Üzerimdeki o gerginlik de gidivermiş. Demek ki ben bu işi başaracağım. Konuşuyor, gevezelik ediyor ve hatta konuğumun dilinde şakalaşabiliyorum. Ne güzel bir sürpriz benim için. Üstelik anavatanımda !

Yedi odalı, portakal ve limon bahçesi içinde, mütevazi ama bir o kadar da şirin, içten ve sıcak… İlk adım attığım andan itibaren ‘Menekşe Pansiyon’a kanım kaynamıştı, konuğum da aynı duyguları paylaşıverdi, benimle veya oranın müdavimi olmuş bir çok kişiyle beraber… Nihal’in o inanılmaz ince ve zarif yaklaşımınin da etkisiyle elbette. Nihal sanki oraya gelen herkes için güzel bir sürprizdi !

Üç gün diye plânladığım Bodrum programım dokuzuncu ( ! ) gününde sona erdi.

Evet, “sürpriz”in adı Bodrum olmalı. O dar sokaklarındaki eski taş evlerin duvarlarına dokunurken insan, geçmiş ve geleceği derinliklerinde hissediyor. Adeta kucaklıyor sizi. Dar sokaklarin, sonunda denize ulaşacağını bildiğim halde, her seferinde o kucaklaşmayı yaşamak başka bir sürpriz ödül olmalı ! Birçok yaşam öyküsüne dalıp, zenginliklerin, başarıların, yoksunlukların sarmaladığı insanlarla tanışıyorsunuz. Zirvelerden yerlere inişlerin yakınmaları, yerlerden birden zirveye çıkıp başları dönen zenginlerin görgüsüzlükleri ile karışıp gidiyor. Sizi Bodrum’da yakalayan bir ölüm haberinin hüznünü, burada bulunduğunuzu bilmeyen Bodrumlu ortak bir arkadaşınızla paylaşmak bile karşınıza çıkabilir “menü”de ! Tatlı ve acı sürprizler…

Şehirde akşam turunuzu atarken sohbet ettiğiniz küçük ahşap teknenin sahibinin aslında sabah ‘günaydın’ diyerek selamlaştığınız kişi olduğunu, yanınızdaki dairede kaldığını, pansiyonunuzun önünde karşılaşınca anlayıp, kahkahalarla gülmeye başlamanız da ayrı bir tatlı sürpriz. ‘Heyemola’ teknesinin sahibi Gökhan’la vedalaşırken, tekne turu hakkınızın baki olduğunu işitmeniz de…

Bodrum’a kadar uzanıp, Gümüşlük/Yalı’da balık yemeden dönmek mümkün mü ! Hele o taptaze barbunya balığının  dayanılmaz lezzeti… Fiyatları kıyaslayıp, kesenize en uygun gelen yerde yemeye karar verseniz de, yolunu bulmuşlar, hesabı nasıl kabartacaklarını biliyorlar ! Yine de balık yanında patlıcan salatanıza, yeşilliklere ve kalamara değiyor. Ankara’dan sonra Tavşan Adası’na, gümüş gibi parlayan denize, manzaraya kendinizi kaptırıp yemek yiyebilmek insanın kendisine yapabileceği en güzel sürprizlerden biri olsa gerek !

Nihal’in tavsiyesi ile sonraki akşamlarda barbunyaları alıp, Bodrum’un merkezindeki ‘Dost Meyhane’de yedik. Neden ‘Meyhane’ adını koymuşlar ki balıkçı lokantasına ! Trafiğe kapalı ara sokaklarda sıralı restoranlarda hiç boş yer yok. Futbol meraklılarının açtığı televizyondan yükselen ses ile maçın Beşiktaş ile Stockholm’un bir kulübü arasında oynandığını işitmek de ayrı bir sürpriz. Beşiktaş yenilip, ah vahlar yükselirken isveçli arkadaşımla kendi takımımın yenilgisine üzülmek, onun külübünün sevincine ortak olmak da garip bir sürpriz !

Merkezden kalkan minik “dolmuş” tekneler sizi beş dakika sonra Bardakçı Koyu’na bırakıveriyor. Çalışın, yüzün, gezin sonra beş dakikada yeniden Bodrum’dasınız. Birbirinden farklı, değişik güzelliklerde, irili ufaklı tekneler, yatlarla dolu Bodrum Limanı’ndan süzülüp uzaklaşırken veya yeniden dönerken, Kale’nin o muhteşem görüntüsünü, şehri bir manzara tablosu gibi izlemek de kimi vakit şaka gibi gelse de apayrı bir “lezzet”te sürpriz ! Her seferinde kenti yeniden keşfedercesine farklı duygulara kapılmak, bakmak ile görmek arasındaki kıyaslamayı algılamak ve de yaşamak… Görmezseniz hissedemezsiniz, bakmasını bilmezseniz yaşayamazsınız bu sürprizleri !

Yelken Kulüp’e uğrayıp, 50’lerin Bodrum’unu görmeden, akşam serinliğinde ürpererek denize girmeden, Cennet Koyu’na dalmadan, Bodrum-Gümbet arasındaki seyir tepeye çıkıp deve gezisi yapmadan, eski kıl çadırda yaşayan ailenin sunduğu taze portakal/nar suyundan içmeden dönmek mümkün mü Bodrum’dan ! Üç günlüğüne gidip, dokuz güne sığdırsanız da, beklemediğiniz bir sürpriz ! Hele şansınız varsa, Kale’de bir de konser izlersiniz. Örnegin, Zeki Müren’i anma konserini… Sonra da “sürprizler” heybenize ekleyip, hoş bir anı olarak saklarsınız.

Bütün bu “sürprizler”imi tatil için değil, işim için geldiğim Bodrum’da yaşadığımı belirteyim. Bu da sizin için “sürpriz” olsun. Ev, arsa, arazi görme, gösterme gibi işlerim arasında yaşadım bütün bunları. Daha satırlar arasına sığdıramadıklarım da var. İyi de iş bağlantılarım ne sonuç verdi ? Bırakın da o da bana kalsın sürpriz olarak !

Bodrum sevilecek, insanın kendisini nasıl hissetmek istiyorsa o duygular içinde bulabileceği bir sayfiye kenti. İster çılgın, ister sakin; ister zengin ister orta halli herkese kollarını açmış bekliyor. Sürprizleri seviyorsanız, sürprizin ta kendisi Bodrum!

Menekşe Pansiyonu, işletmecilerini, konuklarını, Zeynep’in kahve fallarını, tanıştığım hemşehrim Meltem’i, aynı masada beş ayrı dil konuşturtan isviçreli Linda ve ailesini, Zeytin’i, Bodrum’u cennete dönüştürenlerin varlığını ve daha bu dokuz günlük seyahat ile anılarımda yeni bir sayfa açtıranları unutmak mümkün mü ! Teşekkürler onlara… Bir teşekkür de elbette kendime ! Niye mi ? Kendimi ‘ödüllendirdiğim’ için… İş için gitmiş olsam da, yaşamın güzel yanlarını ruhumun derinliklerine tattırma fırsatı yaratabildiğim için ! Darısı sizlerin başına…

Sevgiyle, dostça ve güzel sürprizlerle kalın ama Bodrum’suz kalmayın !

Her nerede yaşıyorsanız…

Bodrum, 05.10.2011

 

Nazmiye Halvaşi’nin ‘Anılar Defteri’nden günümüze aktardığı yazılarını okumak için!

 

Nazmiye Halvaşi’nin diğer makalelerini okumak için!

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s