Suçlu ayağa kalk : Tarım arazilerine konduruverilen villalar !

Standard

©Photoscredit 

Bir varmış bir yokmuş; kimseler duymamışken Kalkan’ı yabancılara satıvermişler, kıyılarına villaları dikivermişler !

©Nazmiye Halvaşi

Zaman zaman okuduğumuz haberlerle ‘Kıyı kentlerinde yabancılara satış’ konusundaki duyarlığımız kabarıverir. Bu konuda kaçımız ne kadar samimiyiz diye hep sorgulamışımdır kendimi ve toplumumuzu.


Okuduğum son bir haber üzerine bu konudaki duygularımı paylaşmak istedim sizlerle. CHP Antalya Milletvekili Arif Bulut, Çevre ve Şehircilik Bakanı ile İçişleri Bakanının yanıtlamasını istediği bir yazılı soru önergesi vermiş meclise. Önergeye konu olan kent Antalya-Kaş’a bağlı Kalkan Beldesi, Kalamar Koyu !


Arif Bulut, Kalamar Koyu’nda denize sıfır konumdaki tarımsal arazilere yapılan ve yabancılara satılan villaları sorguluyor. Valilik tarafından yapılan inceleme sonucu villaların ruhsatlarının iptaline karar verilmiş. Peki bu villaların yapımına izin verenler hakkında herhangi bir soruşturma yapılacak mı ?


Haberi okuduğumda 80’li yıllara gittim. Sonra yeniden bugüne döndüm ve bir çok soru sordum, sorguladım kendimi ve toplumumuzu !


Çok merak ediyorum; kıyı yasasına rağmen bu villalar denize sıfır nasıl inşa edildi ve kimler projeyi onaylayıp, ruhsat verdiler ?


Evet, kim veya kimler !


Üstüne üstlük, tarım arazisine dikilen bu villalar ”gecekondu” da olmadığına göre…


 


Biraz vicdanı olan bir insan düşünmeden edemiyor ! Kim, nasıl ve hangi gerekçe ile inşâ ve iskân izni verebilir ? Daha da öteye ”mantar” gibi yükselirken bu villalar, kenti yönetenler izlemekten öteye ne yapıyorlardı ? Topluma ve yasalara karşı suç işlediklerini hiç mi akıllarından geçirmiyorlardı ?


 


Peki, ya bu yöneticileri seçenler, atayanlar neredeler ? Neden seslerini çıkarmıyorlar ? Seslerini çıkaranlara ne olduki bir anda susuverdiler ?


 


Ben bir emlâkçıyım. Üstelik Bodrum gibi yabancıların son derece ilgi duydukları bir sahil kentinde de iş yapıyorum. Ve aynı zamanda başka bir ülkede de – İsveç –yaşıyorum. Dürüst davranabiliyor, sorunlara da farklı pencerelerden bakabiliyorsanız, karışan kafanıza hemen şu soru takılıveriyor: Toplum olarak ne kadar samimiyiz? Yoksa çıkarlarımız ”okşanmaya” başlandığında riyakârlığımız mı tutuveriyor, devreye giriveriyor ? Zaman zaman kopardığımız ”kuru gürültü” sadece ve sadece ’beni de gör susmam için’ sinyalleri gönderme anlamına mı geliyor acaba ?


 


Milyonlarca yurttaşımız, ülkemiz dışında, başka memleketlerde yaşamaktadır. Bu devletlerde taşınmaz mal/gayrımenkul edinmektedirler.  Son istatistiklere göre, Türkler’in sadece Avrupa’da satın aldıkları taşınmaz mallar Lüksemburg büyüklüğünde imiş ! Benim de yaşadığım ülkede, İsveç’te ev satınalma düşüncem var. Beni engelleyen bir  yasa da yok üstelik ! Çok sayıda Türkün de İsveç’te gayrımenkulleri bulunuyor. Peki bir İsveçlinin, İngilizin veya bir başka yabancının Türkiye’de, anavatanımda ev, arsa, çiftlik vs taşınmaz mal edinmelerine nasıl ’hayır’ diyebilirim ki ben ?



 


Gazeteci Yusuf Yavuz’un haberini okuduğumda ve internette yaptığım araştırmada daha önce yabancılara mülk satışına karşı çıkanların ’Kalkan ve Ata Mülkünü Koruma Derneği’ çatısı altında toplandıklarını gördüm. Gazeteci Emine Karakitapoğlu’nun başkanlığını yaptığı bu dernek, mücadele ettikleri alanda epey bir çalışma da yapmış. Bu tür tepki ve duyarlılıkları anlamak mümkün. Peki bunu bir ”vatan savunması” şeklinde mi algılamalıyız ? İyi de bu durumda yurt dışında yaşayanlara veya imkânları elverdiğinden dolayı Türkiye’den kalkıp ABD’nin sahil ve sayfiye kentlerinde villa, apartman satınalanlara ne demeli ? Anavatanlarını ”terkettikleri”nden dolayı ”vatan haini” mi sayılmalılar ? Ya onlara taşınmaz mal/gayrımenkul satan yabancı ülkeler ! Kendilerinden olmayanlara topraklarını ”kaptırdıkları” için suç mu işlemiş oluyorlar ?


 


Herhangi bir konuda/sorun karsisinda; mesele, uzaktan veya yakından kendisini ilgilendirmediği halde, sorunu sahiplenip, davayı kendi davası sayanlara saygı duyarim. Sorun kendimizin kapsını çaldığında mı bulunduğumuz yerden kıpırdama, sesimizi yükseltme gereği duyuyoruz ? Yoksa sorun bizi ilgilendirmese de tepki verir miyiz?


 


Konuyu bu kadar farklı açı ve boyutlarda irdelememe işim ve yaşamımın da doğrudan etkili olduğu bir gerçek ! Çünkü ben bu konunun tam ortasında yaşayan biriyim. İşin garibi, bugüne kadar hiçbir yurtsever müşterimin bana; ’benim evimi, arsamı, çiftliğimi yabancıya sakın satma!’ diye bir şart koşmamış olmasıdır. Fiyatını ödeyen herkes satınalabilir anlayışı hâkimdir alışverişlerde ! Üstelik, müşterinin yabancı olması nedeniyle daha elverişli bir fiyatta mülklerini satabileceklerine de inanırlar, tercih bile ederler. İyi de bu mal sahipleri gerçekten yurtsever olsalar bile, bu tür bir anlayışla yola çıktıklarından dolayı onlara ”vatan haini” mi demeliyiz ? Veya toplumumuzun belli kesimlerinde bir ”terslik” mi var ! Yoksa”yurtsever”ler, sadece kendi çıkarları sözkonusu olduğunda veya işlerine geldiğinde mi ”vatan, toprak sevgisi”ni görmezden geliveriyorlar ! Tam bir ”ikiyüzlülük” değil mi bu ?


 


Ama sorun aslında bambaşka !


 


80’li yılların başlarında Fethiye’de yaşarken, sahil yolundan Antalya’ya gidiyoruz. Yaşım 25…Arabamız tepeyi aşıp, Kalkan’ı yükseklerden seyredebileceğimiz bir noktaya gelince, durmuş ve önümüzde uzanan o muhteşem manzaraya bırakıvermiştik kendimizi. Denize kıyısı olan her kentte olduğu gibi tutkuyla sevmiştim Kalkan’ı da… Yeşille mavinin kucaklaştığı, uyumlu bir çift oluşturduğu Kalkan’da, kıyıdan uzak evler vardı, tek tük… Yolumuza devam ederken, arkamızda bıraktığımız Kalkan’a yılların neler getireceğini, götüreceğini aklımızdan bile geçirmiyorduk ! Düşünmüyork ki ! Hep öyle kalacak sanıyorduk o muhteşem tablo… Oysa, 80’leri izleyen yıllarda hüküm sürmeye başlayan belediyecilik anlayışı, yaratılan arsa, arazi rantı ve paylaşımı ”gelişme” adı altında kanserli bir ur gibi büyümeye başlıyor ve büyüyen kentleri de ”sonun başlangıcı”na sürüklüyordu beraberinde. ”Rant” sözcüğünün dilimize ”normalleşerek” girdiği ve yepyeni bir ”zenginlik” anlayışını da beraberinde getirdiği yıllar !


 


Başa dönersek; habere konu olan villaların yapımına izin verenler kimler ? Bu yeni sürece ”ayak uydurup” o muhteşem manzaranın çirkinleştirilmesi sürecinde katkıda bulunan mülk sahipleri değiller mi ? Hepsinin de en azından o çirkinleşmeye, inşa ettikleri, şehir plâncılığından çok uzaklardaki villaları ile yol açanlar kadar ortak suçu paylaşmaları gerekmiyor mu ? Ya dünyanın günümüzde en değerli unsurlarından olan tarım arazilerini konutlaşmaya açanlara ne demeli ? Kıyılar bütün bir toplumun, insanlığın kullanımına açık tutulması gerekirken, bu alanları rantçılara, kendinden başkasını düşünmeyen sonradan görme zenginlere, belki de tek kuruş vergi vermeden parayı bastıranlara açanlar bu gücü kimlerden aldılar, sağladılar ?


 


İki yıl öncesinde, İsveç’ten Türkiye’ye yaptığımız bir karavan seyahatinde Kalkan’dan da geçmiştik. Yine aynı tepelerde durmuş ve yine o muhteşem tabloyu, bu güzel kenti 25 yaş duygularıyla seyretmeye hazırlanmıştım. Yol kenarına çöküp elimizde kahve  kupalari aşağılara bakarken yüreğim sızlamıştı. Ne bende 25 yaş kalmıştı, ne de Kalkan’da o muhteşem yeşil-mavi cümbüşü, güzelliği… Yıllar ikimizden de çok şeyler götürmüştü ama Kalkan’dan uçup gidenleri görünce halime şükretmiştim ! Gerçi yine güzeldi manzara. Denizi olan, denize kıyısı bulunan tüm kentlerin herşeye rağmen güzelliği süregeliyordu nedense.


 


Dönelim yine aynı soruya !


 


Türkiye’ye, ülkemize, anavatanımıza haksızlık yapanlar sadece ”yabancılar” mı? Bu ”haksızlık”ın temelinde yatan sadece ve sadece o ”yabancılar”a mülk satmak mı ? Yoksa, asıl suçlu bizler miyiz ? Kendi topraklarımıza karşı giriştiğimiz insafsızca rant kavgalarına kendimizi kolayca kaptırıveren, para uğruna güzellikleri çirkinleştiren bizler… Suçluyu da ( ! ) ”yabancılar”da arama kolaylığına kaçarak ”vicdan” mı temizliyoruz, rahatlatıyoruz ?


 


Günümüzde hudutlar artık eskisi gibi değil ! Dünya sürekli değişiyor ! Bizlerin olduğunu sandığımız çok şeyin bizim olmadığını anlıyoruz. İlkokuldayken kutladığımız ”yerli malı” haftası bile geçmişte kaldı. Günümüzün çocuklarından bu kavramı bilen var mı ? Veya hâlâ ”kutlanıyor” ise böyle bir hafta, ”yerli malı”ndan ne anlıyorlar ? Hangi markalar gerçekten ”yerli”dir ? Ertesi sabah o ellerinde tuttukları ”yerli” malının yabancı sermayenin eline geçmeyeceğini öğretmenleri garanti edebilir mi ? Daha fazla sermaye ile gelen, istihdam olanaklarını artıran, kaliteyi yükselten ”yabancı” yatırımcının ortaklığına hayır mı diyecek marka sahibi ? Veya gerekiyorsa, tüm çalışanlarını kapının önüne işsiz bırakma, üretime son verme bahasına yabancıya ’satmam’ mı diyecek ?


 


Evet, İsveç’te bir ev satın almak niyetindeyim. İsveç devleti bana ’hayır’ demiyor ! ’Sen Türk’sün benim topraklarımdan satın alamazsın’ diye itiraz da etmiyor. Peki şimdi biz, anavatanımda ev satınalmak isteyen isveçliye ’hayır’ mı demeliyiz ? Hukuk devletleri bu alan dahil bir çok konuda günümüzün koşullarına göre mevzuatlarını uyarlıyorlar. Sınırlarını koyuyorlar. ”Rant” uğruna kentlerin katledilişine, doğaya, topluma karşı suç işlenmesine ne demeli peki ?


 


Kalkan’da ev sahibi olan yabancılara toprak, arsa satan Kalkanlılardır ! Kalkan’da sahile villaların dikilmesine izin veren ise belediye… Kalkanlı sadece izlemekle yetindi ! Satacak başka sahilleri olsa belki onları da satacaktı ! Satacak sahil kalmayınca da sorunlar başladı. Uzakları görebilme, geleceği düşünebilme yetisi olmayınca insanda, gün gelir ’çocuklarımız, torunlarımız peki nerede denize girecekler serbestçe?’ diye dövünmeye başlar. Ama ne yazık ki fayda sağlamıyor, çözüm getirmiyor !


 


Önümüzde herkesin suç ortaklığı ettiği bir ”cinayet” olayı var ! İyi de kim kimi yargılayacak ?


 


Önemli olan; sorun kapınızı çalıncaya kadar suskun kalmamanızdır !


 


Mutlu olun, mutlu kalın. Her nerede yaşıyorsanız…


 


15.Ekim.2011

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s