Nasıl bir milletiz biz?!

Standard

O’nu anlamak yerine “anlaşılmaz” yaptık !

©Nazmiye Halvaşi
Fırsatçılık ve ikiyüzlülük toplumsal karakterimiz haline mi geliyor yoksa ?! Oysa “Fırsatçı” ve “ikiyüzlü” olmak yerine, “devrimci” olabilmek gerekmez miydi ?! Bu noktalardan hareketle düşünebildiğim tek şey; ‘artık bu konuda sınır tanımadığımızdır!’.


İyi de peki nasıl bir milletiz biz ?!

Son günlerde peş peşe yaşanan felaketlerin yarattığı toplumsal duyarlığı gördükçe, bu toplumun aslında belki de birçok ulusun kaybettiği ne derece yüksek değerlere sahip olduğunu düşünmeden edemiyorum. Ve sonra da gülümsüyorum…

Fakat hemen ardından,  bazı olayları izliyorum. Aynı hızla yüzümdeki gülümsemeyi donduran olayları…

ü  Deprem bölgesine giden yardım kamyonlarını yağmalayanları,

ü  Fay hattının üzerine devlet eliyle konutlar yapanları, yapılmasına ruhsat/izin verenleri,

ü  Deprem fırsatçılığını “meslek” edinenlerin her fırsatta sırtımıza yükledikleri “deprem vergileri”ni bugüne kadar hangi alanlarda harcadıklarını niçin açıklamadıklarını,

ü  Toztoprak olup, yerlere seriliveren, yüzlerce insana mezar olan evleri inşâ eden müteahhitlerin gülünç savunmalarını,

ü  O evlerin inşaatlarıa onay veren imza sahiplerinin nerelerde olduklarını, niçin bulunup konuşturtulmadıklarını,

ü  Kızılay Derneği’nin devlet destek ve eliyle de varolan o inanılmaz gücüne ( ! ) rağmen, yardım eli uzatmada, yardım bekleyen yerelere ulaşmakta, kışın ortasında yazlık çadırlar dağıtmadaki biçare durumunu ve gülünçlüğünü,

ü  Ve… Bütün bu felaketleri fırsat bilip, ulusal en büyük bayramımızın iptal edilmesini, iptal eden zihniyeti ! Kurban Bayramı “Kutlamaları” da iptal edilecek mi acaba ? sorusunu da sormadan edemiyorum !

Sorguluyorum, çünkü olumsuz ve olumlu şeyleri aynı anda, aynı karede izliyorum ve şaşkınlığımı saklayamıyorum. Televizyonun sunduğu ‘Van için tek ses, tek yürek’ ortak yayınını izlerken âdeta günâh çıkaranların, üç beş kuruş karşılığında vicdanlarını arındıranların alkışlanmalarını da anlamakta güçlük çekiyorum.

1999 depremi ardından dudaklardan dökülen tek bir cümle âdeta sloganlaştırılmıştı; ‘Deprem değil, bina öldürür…’. Her depremden sonra tekrarlanan bir seromoni söylemine dönüştü sanki ! Acılar dinmeye başladığı ( ! ) andan itibaren de unutuluveren bir slogan, yok oluveren bilinç… Çünkü, yıkılabilir binalar yapılmaya devam ediliyor, ruhsatlar/izinler göz açıp kapayıncaya kadar veriliveriyor ! Bu bir ikiyüzlülük değil de nedir ?

Van’da daha önceki yıllarda yaşanan sel felaketinden sonra yapılan afet evlerinin tam da fay hattının üzerine kondurulduğunu biliyor muydunuz ? Bilmiyor muydunuz ! Bilmek için mutlaka depremin yaşanması mı gerekiyordu yoksa ? Devletin kendi eliyle yaptığı, yaptırdığı, işlediği bütün bu hataların bedelini kim ve ne pahasına ödüyor diye hiç sordunuz mu kendinize ? Ödeyen insan gibi yaşamak isteyenler, ama “kaderin cilvesi” veya “ilahi adalet” sonucu bedelini canlarıyla ödeyenler !

Sonra ?

Sonra, duygu sömürüsüne devam… Geride kalanlara kol kanat gerildiğini “kanıtlayabilmek” için her fırsatı kullanan siyasiler, kasalarını nerelerde harcandığını asla bilmediğimiz, öğrenemediğimiz paralarla doldurmak için yardım kampanyaları düzenleyenler. Bunca hata, aldatmaca ve sömürü toplumunda samimî insanlık ve yardımlaşma duyguları törpülenmekte “zorluk” çekilen yurttaşları nerede bulabilirsiniz ki ?!

Mevcut iktidar deprem vergilerinin bugüne kadar nerelerde kullanıldığına dair mantıklı ve herkesi tatmin edici şekilde bir yanıt vermek zorundadır ! Van için düzenlenen yardım kampanyalarının (Van Belediyesi hariç) hesap numaralarının devlete ait olduğu noktasından hareketle… Bu sefer de ‘son deprem sonrası topladığınız paraları ne yaptınız?’ diye sorma hakkımızı elimizde tutuyoruz, ama hesap soranımız çıkacak mı yarın ? Hiç olmazsa oyuncağını satıp, parasını yatıran on yaşındaki çocuğa ileride hesap sormasını öğretebilsek, öğretebilse annesi babası !

Sorulmuyor değil ! Yüzlercemiz soruyor. Ben de soruyorum kendi hesabıma; kim inşa etti, ediyor bu yıkılan okulları, kamu binalarını ? Denetleyen kim? Onayı veren kim? Basit sorular belki ama, yanıtı da aynı derece basit nitelikte değil mi ? Şu…şu…şu…depremlerde şu kadar iç ve dış yardım geldi, toplandı, faizleri şu kadar eklendi ve şuralarda kullanıldı, geriye kalan para da şu kadar ama kullanılmayı bekleyen projelere ayrıldı ! Çok mu zor bu hesabı verebilmek !

Vermeyenler mi var ? Şehirlerimiz devlet eliyle göz göre göre yıkılıyor mu diyoruz, şikâyet ediyoruz? Katilleri, yolsuzluk yapanları, suç işleyenleri sorgulayacak adalet sistemini harekete geçirecek devletin savcıları da mı suça ortak yoksa ?

Bu cennet vatanın toprakları gözyaşları ile değil, yağan mevsimsel yağmurlarla sulanmalı. Kanla değil ! Bu topraklarda terör veya deprem nedeniyle gencecik yaşında ölenler değil, biçilen ömrü boyunca mutluluk içinde yaşamasına katkıda bulunacak çiçekler açmalı, mezarlıklarla değil, parklarla doldurulmalı çevremiz. Cenazeleri değil, insan gibi yaşayan insanlar kucaklamalı birbirlerini.

Evet, ne yazık ki fırsatçı bir milletiz biz ! Hiçbir fırsatı kaçırmıyoruz ! 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, ulus olarak en değerli bayramımızdır bizim ! Bu günde toplumsal duyarlığımız zirve yapar günün önem ve anlamını özümsemiş olanlarımızda. Böylesi günleri olmayan uluslara dönüp bir bakın, o boşluğu doldurabilmek için, kendilerine “Milli bir gün” yaratabilmek için nasıl da anlamlı veya anlamsız tarihler peşinde koşturup durmuşlardır ve arayışlarını sürdürmektedirler ! Çünkü öyle bir günde toplumsal coşkularını haykırma ihtiyacı duyarlar. Milli duygularını besleyebilmek için gereksinimleri vardır !

29 Ekim, Cumhuriyet Bayramı’mız tam da acılar yaşadığımız bu son günlerde ulusumuz için kaçırılmaz bir fırsattı. Böylesine bir fırsatı doğru şekilde değerlendirmek yerine, iptal yoluna kaçmak büyük bir hatadır ! Bunu ‘kafalarında başka niyetler taşıyanların fırsatçılığı’ şeklinde mi yorumlamalıyız acaba ?

Aslında milli bayramlarımızın gerçek anlamından uzaklaştırılarak abartılı şekilde kutlanmalarından hep rahatsızlık duymuşumdur ! Çünkü Atatürk’ü “ilâhlaştırılması” yerine “anlaşılması” gerektiği düşüncesini paylaşanlardanım. İsveçli bir arkadaşım gibi galiba yabancılar bizim gibi düşünenleri daha iyi anlıyorlar. Atatürk’ü kimimizden çok daha iyi tanımaya, anlamaya çalıştıkları gibi… Anlattıklarından Atatürk öncesini ve sonrası nasıl değerlendirdiğini şaşkınlıkla dinlemiştim. Bana, bizde olan eksikliğin sadelik ve anlaşılabilirlik noktasında düğümlendiğini gördüm. ‘Milletçe, O’nun gibi düşünmeye ve davranmaya devam etseydiniz siz, bugün dünyanın en önemli birkaç devletinden biriydiniz’ dediğinde ise gözlerim buğulanıverdi. Gerçek tüm çıplaklığı ile isveçli arkadaşımın sözlerinden fışkırıyordu ! Evet, ne yazık ki biz O’nu anlamak yerine “anlaşılmaz” kıldık ! O’nu kendisi hissetmişçesine yaptığı tüm uyarılarına rağmen öylesine “ilâhlaştırdık” ki, uzaklaştı gitti bizlerden !

Evet, bugün Cumhuriyet Bayramı ! Anlamını ve önemini en azından ben çok iyi biliyorum. Bayramı iptal edenlerin acizliği kadar, Atatürk’ü ve yaptıklarını çerçeveler içine sıkıştırıp ezberletenlerin, âdeta “ilahî bir dua”ya dönüştürenlerin ne kadar büyük hata yaptıklarının da bilincindeyim.

Terör olayları, şehitler, deprem, ölümler, yağmalar, yardımlar, Cumhuriyet Bayraımı, Kurban bayramı, yıkılacak ev yapan müteahhitler, yıkılacak evlere onay verenler, deprem vergisi toplayanlar, başka yerlerde kullandıklarını bile bile deliksiz uyku çekenler, fırsatçılar, riyakârlar… Neresinden bakarsanız bakın önümüzde son derece çirkin bir tablo dikilmiş duruyor ! Oysa bu tablodaki resim ‘onurlu’ bir milleti yansıtmalıydı. Çünkü O, böyle bir resmin yapılmasında kullanılacak tüm malzemeleri sunmuş, elbirliğiyle  O’nu izleyenler de yapmaya başlamıştı.

Sonrası mı ?

O tablonun içindeki resimde bulunmaması gerekenleri görüyorum ! Böyle bir resmin çizilmesinde, boyanmasında rol oynayan halkı sorguluyorum, etkili ve yetkili herkesi kınıyorum.

İsveçli arkadaşım dönüşünde Atatürk ve Bayrak istedi benden… Neden ? Bayrağımızı, emperyalizme karşı verilmiş bir savaş sonucunda bağımsız bir devletin simgesi olarak mı kabul ediyor, dalgalandırıldığını mı düşünüyor acaba ? Atatürk’ü yoksa dünya üzerinde yaşamış, gelmiş geçmiş en büyük devrimcilerden biri olarak mı görüyor, kabul ediyor? Ve belki de evinin bir köşesinde gururla sergilemek istiyor ! Bir yabancı sıfatıyla ! Ama o simgeleri, değerleri bizlerden çok daha iyi ve fazla algılayabilme yetisine sahip biri olarak !

Bizler uzaklaşırken…

Bizler şu veya bu kamplaşmalara “âlet” olarak kullanılırken, “taraf” yapılırken, değerlerimize yabancıların sahip çıkması ne kadar acı değil mi ? Ama aynı zamanda da gurur verici ve sevindirici. En azından anlayanlar var bu dünyada ! Yabancı olsalar da…

Bugün Cumhuriyet Bayramı !

Bayramınız kutlu olsun !

Yakında Kurban Bayramı başlıyor. Madem Cumhuriyet Bayramı iptal edildi, Kurban Bayramı da iptal edilsin gibi bir aymazlık yaklaşımında olmamalıyız. Kurban Bayramı ve “Kurbanlıklar” konusundaki yaklaşımım farklı olsa da, iki bayramı, farklı iki kampın etkinliği gibi düşünmenin, sunmaya kalkışmanın çok büyük bir hata olacağına inanıyorum.

Çünkü toplumu bölmeye kalkışanların, fırsatçıların, riyakârların çıkarlarına hizmet etmiş oluruz !

Çünkü bizler bu kadar basit düşünen siyasileri hakkeden insanlar topluluğu değiliz !

Bugün Cumhuriyet Bayramı ! Cumhuriyet’e uzanan yolda Atatürk’ün en temel özelliği ‘Devrimcilik’ti. Bugün, bu bayram günü, durup ‘Devrimcilik’ ne demektir, anlamı nedir diye düşünmemiz gerekmektedir. Sonra da kimilerinin aksine, devrimci olmanın ve devrimci gibi yaşamanın sloganlaştırılmış sözcüklerden öteye çok daha büyük anlamlar ifade ettiğini anımsamalıyız !

Sözde değil…

Özde !

Mutlu olun, mutlu kalın ve mümkünse devrimci olun, devrimci kalın !

Her nerede yaşıyorsanız…

Ankara, 29 Ekim 2011

2 responses »

  1. ü Deprem bölgesine giden yardım kamyonlarını yağmalayanları,

    ü Fay hattının üzerine devlet eliyle konutlar yapanları, yapılmasına ruhsat/izin verenleri,

    ü Deprem fırsatçılığını “meslek” edinenlerin her fırsatta sırtımıza yükledikleri “deprem vergileri”ni bugüne kadar hangi alanlarda harcadıklarını niçin açıklamadıklarını,

    ü Toztoprak olup, yerlere seriliveren, yüzlerce insana mezar olan evleri inşâ eden müteahhitlerin gülünç savunmalarını,

    ü O evlerin inşaatlarıa onay veren imza sahiplerinin nerelerde olduklarını, niçin bulunup konuşturtulmadıklarını,

    ü Kızılay Derneği’nin devlet destek ve eliyle de varolan o inanılmaz gücüne ( ! ) rağmen, yardım eli uzatmada, yardım bekleyen yerelere ulaşmakta, kışın ortasında yazlık çadırlar dağıtmadaki biçare durumunu ve gülünçlüğünü,

    ü Ve… Bütün bu felaketleri fırsat bilip, ulusal en büyük bayramımızın iptal edilmesini, iptal eden zihniyeti ! Kurban Bayramı “Kutlamaları” da iptal edilecek mi acaba ? sorusunu da sormadan edemiyorum !

    DİKKAT EDERSENİZ BUNLARIN ORTAK KARAKTERLERİNE
    A-TARİKATÇIDIRLAR.FETHULLAHÇILAR BAŞTA OLMAK ÜZERE,
    B-KÜRT AYRILIKÇISIDIRLAR,
    C-DEVLET DÜŞMANIDIRLAR AMA BİR ŞEKİLDE DEVLETTE YUVALANMIŞTIRLAR.
    D-YA MASON,YA HEMŞEHRİCİ,YA DA TARİKAT EHLİDİRLER.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s