Başarmaya mahkumuz !

Standard

Siyasetçi “maraton koşucusu” olduğunu unuttuğu andan itibaren hata yapmaya başlar !



Sizler Cumhuriyet ile varsınız, Cumhuriyet sizlerle olacak. Hep; “birisinin karısı” veya “birisinin kızı”, “kardeşi” değil, bir “birey” olduğunuzu, “Öteki Türkiye” denilen ama o asıl Türkiye’yi oluşturan halkın içinden geldiğinizi, “kendiniz” olmak için mücadele vermeniz gerektiğini özümsediğiniz sürece…

Resimleri büyük boyutta görmek için – yüksek çözünürlük  – üzerlerini tıklamanız yeterlidir !

***


©Nazmiye Halvaşi

Sokak isimlerinin, adını taşıdıkları sokaktan daha derin anlamları vardır ! O isimler değiş(tiril)se de anlamları yaşar durur  bizlerle… Hiç kimsenin de bu yaşanmışlıkları değiştirmeye gücü yoktur !

Çevre Sokak’ta arkadaşım Feyza ile şaraplarımızı yudumlarken, karşımda yeni çehresi ve ışıltısı ile duran binaya bakıyor, 90’lı yıllara dönüyor ve bunları düşünüyordum. Bugünkü adı ile ‘Üsküp Caddesi’ olan ve Atakule’den keyifli adımlarla inip, yürüyerek geçtiğimiz Çevre Sokak… Biraz daha yürümek isterseniz, Tunalı’ya, Kuğulu Park’a varırsınız. Kuğuları seyrederken çayınızı yudumlamayı bir keyif haline dönüştüren susamlı Ankara Simit’i de bu yürüyüşün âdeta bir ödülüdür size…

Ama benim asıl niyetim biraz takılıp kalmak, Çevre Sokak’ta… Zaman zaman, anılara yolculuk yapmanın tadı bambaşkadır ! 1996 yılının Aralık ayına döndüm, 1980 sonrası yapılacak olan ilk ‘Kadın Kurultayı’nda karşı duruşumuzu anımsadım. Parti içindeki güce/güçlere/şahıslara sırtını dayamayan, kendi ayakları üzerinde duran bir kadın örgütlenmesi talebimizi, bunu yüksek sesle haykırışımızı, sürecin sonunda Kadın Kolları Genel Başkan Adaylığımı ve kent kent dolaşarak yaptığımız toplantıları…

Aralık ayının o inanılmaz soğuğunda geceleri otobüslerle seyahat edip, gündüzleri kadınlarla, temsili örgütleriyle buluşmalarımızı bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçirdim. Eve döndüğüm ve günler sonra ayağımdan çıkardığım çizmelerin bağcıklarının bacaklarıma gömülmüş izleri. Dalga dalga yayılan düşüncelerimiz. Kurultay günü kürsüden CHP’nin her kademedeki yöneticisine ve kadınlara seslenirken duyduğum o derin heyecan. Ve sonrasında ne derece haklı olduğumu nihayet herkesin görmüş/anlamış olmasının anlamsızlığı!

Kadınlar yoktu siyasette !

Ülkemde ve partimde !

Ve olmayacaklardı, olmadılar da !

Sen haklıydın’ denmesinin derin anlamsızlığı, kaybolmuş yıllar !

Ve de, beni anlamış, siyasete gösterdiğim istikamette adım atmış kadınlar !

Garson, peynir tabağını masaya bırakırken, sanki beni dalıp gittiğim o geçmişten çekip, almak ister gibiydi. Oysa, geri dönmesi zordu. Düşüncelerim akıp gitmişti bir kere. Çevre Sokak’ta 1998’i düşündüm. CHP’nin tek Genel Başkan Adayı ile gittiği “kavgasız” kurultayı…

Tartışmasız ve kavgasız bir parti yaratmanın, başarıya götürmeye yetmediğinin ilk adımlarını…

Parti Meclisi’ne aday olduğumda, yeniden başlayan yürüyüşümü…

Kurultay’ın tüm delegelerine dağıttığım, düşüncelerimin elle tutulur, gözle okunur kitabımı…

Söz Kadının’, o yıl yayınlamıştı. Bebek gibi seviyor insan kitabını ! ‘Beni okuyun, anlayın ve düşüncelerime katılırsanız bana oy verin !’ dediğimi…

Bu tür bir yaklaşıma alışık olmayan delegenin yüzünde okuduğum şaşkınlığını… Öyle ya, partinin güçlü isminin yanında durmadan, eteğine tutunmadan, kalkıp da ‘düşüncelerime katılıyorsanız bana oy verin’ diyen bir tavır koymayı anlamak gerçekten de kolay değildi onlar için ! Üstelik de ben bir “kadın”dım ! Bu kadar güçlü bir iddiaya alışık değildi ki delege…

Kurultay bitmiş, sandıklar açılmıştı. Yorgunluktan bitkin bir halde sıralardan birine yarı uyuklar halde yığılıp kaldığımı anımsıyorum. Seçim bittiği anda, kaybetmiş olma korkusu siner nedense üzerime. Artık sonucu etkileme şansı da kalmamıştır. Çaresiz beklersiniz umutsuz, öylesine… O bitmeyen sayımı, çıkacak sonucu bekleme anlarının gerginliğini, derin yorgunluğu özlediğimi düşündüm bir anda ! Sonra da, listeyi delip Parti Meclisi’ne girdiğimi söyleyen partili arkadaşıma, şaşkınlıkla dolu, inanamayan bakışımı. Herşeye rağmen delegenin seçebilme hakkını kullanmasına duyduğum derin saygının anlamı da bambaşkaydı elbette ! Bunu Türkiye siyasetinde ilk yapan “kadın” olmanın gururu da içimi titretiyordu âdeta. Sıradan insanların da başarabileceğini, başarmak için “ünlü” olmak yerine “fikri” olan olmanın sevinci sinmişti bir anda üzerime. İlk anlarda duyduğum “korku” yerine… Hele bu süreci birlikte yaşadığım arkadaşlarımın emeğini unutmak mümkün mü !

Nefis kırmızı şarabı tadarken düşünüyordum bunları. Yeniden yaşıyordum o anları…Sürecin sonunda gelen Belediye Başkan Adaylığı’mı ve sekiz aylık çabamızı bir kaç oyla kaybetmek bir yana, bir de barajın altında kalan partimi  yeniden canlandırmak için, dinlenmeksizin aralıksız yola devam edişimizi dün gibi anımsıyordum ! Çabalarımız sonucu yeniden Kurultay Salonu’na dönüş ve sandıktan çıkıp, bu kez başka bir sorumlulukla yola koyulmuştuk. Ülkenin dört bir köşesine yayılıp ‘biz nerede hata yaptık?’ soruna cevap aramaya başlamıştık. Büyük bir mücadele ile… Yurtdışında yaşayan yurttaşlarımla buluşup, onları dinleyişim, onların düşüce ve beklentilerini partiye taşıdığım günler, karşımda duran binanın salonlarında yaptığımız tartışmalı toplantılar, bizi izleyen, tepkilerimizi haber yapmak için çabalayan gazeteci arkadaşların bekleyişleri ve tamamlamadan noktalamak zorunda kaldığımız o son dönem, geriye doğru bakarken daha net görülebiliyordu.

Yürümeyi hep sevdim ! Pazar günleri ‘trekking’ yaparken soğuk, karlı ve dik yolları tırmanırken de düşünürüm bu yaşam yürüyüşünü. Ne kadar yol aldığını anlamak için, her zaman başladığın ve vardığın nokta arasındaki mesafeyi ölçersin ! Senden önde başlayanların varmaları değildir, başarı veya başarısızlık ! Başarının ölçüsü ne kadar yol aldığındır ! Siyaset yürüyüşümün bu mihenk taşı Çevre Sokak’ta oturup, sakin bir gecede geçmişe bakmak, yeniden yola çıkma duygularımı kamçılıyordu âdeta !

Örtülü ve sivil bir darbe ikliminde yaşıyoruz ! 12 Eylül’ü aratmayacak uygulamaları izliyoruz, TV dizileri ile “morfinlenmiş” bir haldeyken ! Demokrasi söylemi arkasına sığınıp, demokrasiyi “araç” olarak kullanıp, asıl hedefe yürünürken, sorumsuz bir yurttaş gibi susup oturmanın, ülkemin geleceğine karşı bir sorumsuzluk olduğunu hissederek.

Acılar yaşadım, sevinçler, mutluluklar, mutsuzluklar da… Dünyanın en gelişmiş ülkesinde, İsveç’te siyasetle yeniden ve gerçek anlamda tanıştım ! Siyasette ve yaşamın her alanında “kadın” olmanın doğallığını gördüm, hissettim ve derinliğine anlayabilmek için çabaladım. “Rant” sözcüğünün olmadığı bir siyaset ve bürokrasi ile yaşadım. “Sorgulayan, hesap soran” bir toplumun gücüne tanıklık ettim. Başka yollarda yürüdüm. Kısacası, bambaşka bir siyaset havasını ciğerlerime doldurdum. Çok farklı deneyimler edindim. Fırınlanmış çömlek, suyunu almış çelik gibi oldum.

Şimdi mi ?

Dağarcığımdan biriken bu yeni, yepyeni deneyimleri bonkörce döküp, saçmak istiyorum. Yalanın, aldatmacanın, kandırmacanın ahlâksızlığını haykırmak istiyorum, yüksek sesle…


Erdogan, Genel Baskan Kilicdaroglu’na “Don Kisot” demis..
Ne guzel demis.!! Evet.. Aslında bizler birer Don Kişot’uz ! Çünkü ülkemizi seviyoruz ve adalet, eşitlik, insan hakkı, kadın hakkı, çevre hakkı, çocuk hakkı, hayvan hakkı, düşünme, konuşma, ifade özgürlüğü vb istiyoruz. Ben de iste tam da bunun için bir Don Kişot gibi yeniden inanç ve
inatla yürümek istiyorum haksızlıkların üzerine, üzerine…

Suskun, sağır, sindirilmiş, yıldırılmış ve de eleştirmekten başkaca bir iş yapmayanlara inat…

Milletvekillerini Meclis’de değil, hapiste görmeyi tercih edenlere inat…

Asla “susan” ol(a)madığımdan dolayı yürümek istiyorum yeniden…

Yüzyıllardır dağlarımdan akıp giden derelerimi satan, gelecek nesilleri susuz bırakan anlayışlara set çekmek istiyorum. Ekil(e)meyen tarlalarımın, tohumsuz kalan ambarlarımın hesabını sormak istiyorum. İnsanın, insanca yaşadığı bir ülkenin yurttaşı olabilmenin gurur ve sevincini yaşamak istiyorum artık.

Huduttan dışarı çıkarken…

Kadehimdeki şarabın son yudumu genzimi yakarak inerken, heyecan yükseliyor beynime doğru. Biz Çevre Sokak’taki binanın merdivenlerini çıkarken, anıların hücum ettiği beynim yeni heyecanlara yenik düşmüş kalbimle uzlaşmıştı bile. Yıllardır suskun kalan dilim çözülmüştü artık. Konuşuyor, konuşuyordum…

Sevgiyle ve dostça kalın. Anımsanacak güzel anılarınız olsun ve gelecek için hayalleriniz. Sizler Cumhuriyet ile varsınız, Cumhuriyet sizlerle olacak. Hep; “birisinin karısı” veya “birisinin kızı”, “kardeşi” değil, bir “birey” olduğunuzu, “Öteki Türkiye” denilen ama o asıl Türkiye’yi oluşturan halkın içinden geldiğinizi, “kendiniz” olmak için mücadele vermeniz gerektiğini özümsediğiniz sürece…

15.Ocak.2012

4 responses »

  1. Tüm bunları başaran sen sevgili arkadaşım, dostum, siyaset yoldaşım..eminim kendinle büyük gurur duyuyorsundur, duymalısın da..hemde iliklerine kadar..zaten eğer bu konuda azıcık da olsa tevazu gösteriyorsan eğer yaptığın işi hafife alıyorsun demektir ki; yaptıkların hiçde bu tevazuyu ve hafife alınmayı hak etmiyor.. Sen bu yaptıklarınla hem ülke siyasetine, hem de siyaset arenasında varolmaya çalışan kadın siyasetçilere de önderlik ettin..Yazılacak..konuşulacak o kadar çok şey var ki aslında günler..haftalar..hatta aylar sürer..Benimde bu satırları okurken aklıma ”siyaset meydanına” katıldığımız akşam geldi ve orada yaşadıklarımız)..
    Sevgili dostum seni seviyorum.. ve gerçekten büyük gurur duyuyorum seninle… ve devam diyorum…

  2. ablacım her ne kadar demokrat partili bir ailenin çocuğu olsamda sarf ettiğiniz her harfi beynimde çınlyarak okudum siz ve sizin gibi düşünenler oldukça inanınki gelecek nesiller hep güven altında olacaktır bu gün iktidar olanlar yada kendini iktidardaymış gibi görenler bilmiyorlarki bir gün mustafa kemal in çocukları na yanlış yaptıkları her şeyin hesabını verecekler bu ülkenin gerçek sahipleri hileyle beslemeyle iktidara gelenler değil doğru bildiği her şeyi korkusuzca söyleyenlerindir yani korkusuzca biz cumhuriyetiz diyen vatan evlatlarınındır saygılarımla

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s