Yok artık, daha neler !

Standard

Dindar Gençlik !


 


©Nazmiye Halvaşi

Başbakan ‘dindar gençlik yetiştireceğiz’ diyor…

Ne demektir, “dindar” gençlik ?!


Dindar demek, yaşamını inançlarına göre yaşayan kişi demektir ! Bunun da kimseye zararı yoktur… Çünkü, her bir birey, kendi inancı doğrultusunda yaşar, ya da yaşamaya çalışır.


İyi de “sorun” nedir ?


Sorun, bunu bir başbakanın ifade etmesidir. Ve de “laik” bir cumhuriyetin yönetiminde bulunurken ! Bu son derece kapalı olmasının yanısıra, bir o kadar da tehlikeli bir söylemdir. Çünkü, devletlerin dini olmaz, hükümetlerin tek görevi de devleti yasalara uygun şekilde yönetmektir !


Tek tek bireylerin inançlarını yönlendirmek ve yönetmek değil !


Bir ülkeyi yönetenlerin sorumluluğu, her bir yurttaşın inançlarını özgürce yaşayabilecekleri, başkalarının farklı da olsa inançlarına saygıda kusur etmeyecekleri bir toplum bütünlüğünü sağlamak değil midir ?


Daha da ilerisi; gençlerin düşünen, soran, sorgulayan, tartışan, hakkını arayan, farklı düşüncelere saygılı, düşüncesini şiddet kullanmadan ifade edebilen ve iyi ahlaklı yetişmesinin yolunu çökmeyecek şekilde döşemek değil midir ?


Varsa, engelleri kaldırmakla işe başlamak suretiyle…


Bugün, 500’den fazla öğrenci tutukludur !


Farklı taleplerle hak aradıkları için…


Üniversite sınavlarını şifreleyerek, istediğine bu hakkı veren; istemediğinin elinden alan bir iktidar nasıl olur da “dindar gençlik” yetiştirmeyi hedefleyen bir plânı olduğunu aklından geçirmekle kalmayıp, bir de yüksek sesle resmen açıklar ?


Düşünebiliyor musunuz !


İyi de bu durumda, kendisi gibi düşünmeyen, inanmayanların haklarını kim, nerede ve ne şekilde arayacak, savunacak ?


21.yüzyılda ülkemizi 20. Asra ve daha da gerisine, hatta Ortaçağ zihniyetinin karanlık ortamlarına sürükleyebilecek bir anlayış, sıkca ifade ettikleri gibi Avrupa Birliği üyeliğine uzanan yolda da önemli bir engel değil midir ?


Yoksa, çağdaş dünyadan uzaklaşıp, Ortadoğu ülkesi olmanın temelleri mi atılıyor yeniden !


Gelişen teknoloji ve iletişim olanakları ile dünyayı avucunuzun içine almak artık o kadar kolaylaştı ki. İstenilen bilgiye ulaşmak, bir iki tuşu tıklamaktan geçiyor. Bu durumun beraberinde getirdiği sorunlar da yok değil elbette ! Kişiyi iyi, ya da kötü yönde etkileyebilecek, özellikle cahil kesimleri etkileyecek her türlü kirli bilgi sanal ortamda dolaşıyor. Bu tür marazaları engelleme şansı da yok denecek kadar az değil mi ?


Bu açıdan baktığınızda; gençleri yetiştirirken, onların “temiz” bilgiye ulaşabilmelerinin, kafalarında muhakeme edebilme yeteneği ile donatılmalarının, sorgulamalarının yanısıra niçin (?) ve neden(?) sorularına, çeşitli boyutlardan bakıp, tarttıktan sonra dogruya karar vermeleri gerekmiyor mu ?


Oysa, okullarda “mantık” ve “felsefe” eğitiminden vazgeçeli o kadar uzun zaman oldu ki !


Peki niçin ?


Bir izah tarzınız var mı ?


Geleneksel aile yapımızın verdiği ( ! ) “söz dinleyen”, “itaat eden”, “yanıt vermeyen”, “itirazsız kabullenen” türden gelecek nesiller hayâl edenler mi var yoksa ?


Hiçbir konuda fikri olmayan, kendisine dayatılan düşünceleri maddî veya manevî baskılar yüzünden “kabul” etmekten başkaca çaresi bulunmayan gençlerden oluşan bir toplum kimin çıkarlarına hizmet eder ?


Peki, ülkemizde yaşayan ve farklı inançlara sahip veya inançız olanları nasıl ve hangi yöntemle “dindar” yapmayı düşünüyorlar acaba ?


“Dindarlık” hangi kesimleri kapsamına alacak ?



Müslüman ve sünniler zorla camiye, Aleviler Cem Evi’ne, Hırıstiyanlar kiliseye, Museviler Havra veya Sinagog’a mı mahkum edilecekler ? Yoksa “tek din” diye mi dayatacaklar? Ne oldu Hz.Mevlana’ın kabri başındaki söylemler, veya O’nun ‘Kim olursan ol gel, yeter ki gel !’ diyen sevgi ve hoşgörü dolu felsefesini savunlara ?


Başbakan, nihayet dilinin altındaki baklayı çıkarmıştır ! Bu tür söylemler bence bir iktidar açısından sonun başlangıcı anlamına gelir. Bu toplum, hoşgörü ve akıldan uzaklaşan ve sahip olduğu güçle iradesini kaybedecek duruma gelen bir anlayışa “dur” diyebilecek mi ?


Bireyleri düşünmeyen, fikir üretmeyen, ifade ve düşünce özgürlüğünden yoksun kılınan toplumların karanlıklara sürüklendiklerini günümüzde bile görmüyor muyuz ? Gelişmiş ve çağdaş ülkelere baktığımızda, onların genç nesillerinin düşünsel ve inanç alanındaki sınırların kaldırıldığı ve bu durumun da onları her alanda daha hızlı ilerleyenlerin ilk sıralarına geçirdiği yoksa gerçek değil mi ?


Yeni buluşların hangi ülkelerden çıktığına bir bakın yeter !



Oysa toplumumuz Atatürk ile başlayan aydınlanma ve çağdaşlaşma yolunda depara kalkmıştı ! O’nun zihniyetini benimseyenler, özümseyenlerin vazgeçeceklerini kimse beklemesin. Çünkü Atatürk, bizlere “sözcük” ezberletme kolaylığına kaçmamıştır. Hedefi göstermiştir. Hedefe giden yolları kendi akıl ve çabalarımızla daha da ilerilere götürmemizi istemiştir. Çağa ve dünyadaki gelişmelere uygun şekilde yetişmemizin gereği üzerine ısrarla vurgu yapmıştır. Çağdaş medeniyetlere erişmek O’nun gözünde yeterli değildir, Türkiye’mizin onların da önüne geçmesi zorunludur !


“Devrimci” olmak işte budur !



İyi Pazarlar herkese…


Her nerede yaşıyorsanız.


Mutlu olun, mutlu kalın…


05.02.2012

One response »

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s