Veda ederken, ‘yeniden merhaba’ya dönüş !

Standard

Pamuk İpliğine bağlanmış yaşamımız…

Resimleri büyütmek için – yüksek çözünürlük – üzerlerini tıklayın lütfen !


©Nazmiye Halvaşi

Güzel bir günü bitirmişsiniz, uykuya yenik düşmeden önce ’şu son mesajlarıma bir bakayım, bilgisayarımda’ diyor ve ayaklarınızı uzattığınız yatağınızda ekrana odaklanıyorsunuz !

Diğer köşede açık televizyonunuz, günün son haberlerini aktarıyor ve uyumaya karar verdiğiniz anda, elinizdeki uzaktan kumanda âletinizle kapatmanızı bekliyor !

Ne bilgisayar, ne de haberlerin sonuna gelen televizyonumun kapatma butonu alışkanlık haline gelen refleksime itaat ediyor !

Göğsümün sol tarafında izah edemediğim bir sıkışma, yanma var ! Başım dönüyor.

Bir kadeh şarap bile içmedim ki ? Ne oluyor bana ?

O anın şaşkınlığı ile yanıt vermeniz mümkün değil !

Yattığım yerden doğrulmaya çalışıyor ve kızımın odasına gidiyorum. Ancak, beynimde kaynağını bilemediğim sinyaller yankılanıyor; kendini iyi hissetmiyorsun, acil olarak hastahaneye gitmelisin !

Kızım sanki bu sinyalleri yüzümden okumuş gibi bakıyor bana…

Kurdugum cümleye inanamayarak !

Sonrası bir ”meçhul” !

Hastahanenin acil servisinden girmişim. Yarı bilinçli halimle ’eğer bu bir panik atak değilse, kalp krizi geçiyorum galiba…’ demişim.

Görevlinin şaşkınlığını ve kimliğimi istediğini sanıyorum !

Sanki kimliğim beni içine düştüğüm durumdan kurtaracakmışçasına…

”Yesil kayıt” diyor, servisteki arkadaşına.

”Yesil” mi?

Taktım ya bir kere, o pamuk ipliğine bağlı yaşam sürecinde, aklım politikaya gidiyor!

’Beni ”İslamcı”lar listesine mi kaydediyorlar?’ diye düşünüyorum.

Acaba ’CHP’li ve sosyal demokrat olduğumu mu söylemeliyim, ki beni pembe renge kaydetsinler?’

Peki ya servistekiler CHP’ye sempati duymuyorlarsa ?

Sonra anlıyorum ki; sahte hastalık beyanı ile gelenler için kullandıkları bir tabirmiş !

Onlar da haklı değil mi ?

Son derece sağlıklı biri geliyor ve ’acil servis’in kapısını çalıyor; ’galiba kalp krizi geçiriyorum !’.

Karakola gidip; ’ben bir cinayet işledim!’ demek herhalde daha inandırıcı olurdu.

İlginç değil mi ?

Kalp krizi geçirdiğine inanan birisi olarak bütün bunları düşünebilmek !

Ciddiye almış olmalılar ki beni; hemen ilk tetkikleri yapıyorlar ve elde ettikleri sonuca göre derhal özel bir odaya naklediliyorum !

Ciddi olduğumu anladılar sonunda !

”Yoğun Bakım” odasıymış. Sonradan söylenenlere göre, hafif şiddette bir kalp krizi geçirmekteymişim…

Doktor geldi ve soru üzerine soru !

         Merdiven çıkmakta zorlandınız mı?

         Asansörü hiç kullanmam ki, ikişer ikişer çıkarım basamakları…

         Yürüyebiliyor musunuz ?

         Yürümek mi ! ”Keçi” gibi haftasonları kar, kış demeden dağlara tırmanıyorum. Trekking yapıyorum…

Doktor anlamakta güçlük çekiyor, seziyorum. Kilolu değilim, kan tahlillerinde mutlaka tespit etmişlerdir yağlı yemek yemediğimi, aşırı alkol kullanmadığımı…

Hastalığım yok, tansiyonum normal ve…

Kapılarını çalan ’kalp krizi geçiriyorum galiba’ diyen bir kadın !

Doktorun şaşkınlığını ve bu işte bir yanlışlık olabileceğini ama ’Hipokrat’ın yemini gereğince ince ince araştırılması gerektiğini düşünüyorum !

Acaba o da benim gibi mi tartıyor, beyninde ?

Uuuuffff…

Kevgire döndüm !

Bir sürü delikler açtılar kolumda…

Serum torbaları, kalbi kontrol eden vantuzlar, herşeye rağmen tedbiri elden bırakmamak için damardan verilen ilâçlar…

Eşimin acı günleri kafamdan geçiyor nedense !

Gece, herşeye rağmen ”sakin” geçiyor.

Sabah, doktor anjiyo yapmak ve emin olmak istediğini söylüyor !

Anjiyo mu?

Kesip, biçecekler mi beni !

İstemiyorum, korkudan…

Anlamakta güçlük çekiyorlar, haklı olarak !

Doktor da, hemşireler de, bu konuda bilgi sahibi olduklarını anladığım kızım ve oğlum da !

Çıkmak istiyorum bir an önce…

Çıkmak için tek bir imza gerekli !

Tüm sorumluluğu kabul ettiğime dair…

’Son reveransı çekme kararını kendi irademle verdim, tüm tetkik ve tahlilleri geri çevirdim, kendimden başka kimse sorumlu değildir!!’

Hayır, yasa değişikliği yapmalı. ”Rizikolu” durumlarda, bilinci ve aklî durumu yerinde olsa bile, ”hasta”nın hastahaneyi terketmesine kesinlikle izin verilmemeli !

’Evde ölmek istiyorum’ dese bile…

Ölmüşün arkadaşım, ha evde ha hastahanede; değişecek olan nedir ?

Ama elde değil ki !

Evime dönmek istiyorum…

Bir an önce !

Onlar düşünedursunlar; o ana kadar başkalarının sağlık sorunları ile yakından nasıl ilgilendiğimi anımsıyorum !

Eşim…

Asla, gün gelecek ve benim de bir sağlık sorunum olacak diye düşünmedim ki !

Ama bu kez anladım; insan bazı şeyleri ya kendisine yakıştıramıyor, ya da asla başına gelmeyeceğini sanarak yaşıyor…

Sanki, tüm sorunlara karşı ”bağışıklık” kazanmış gibi !

Neden acaba, hep karşımızdakilerin düşebilecekleri güç durumları düşünürüz de, gün gelir ’benim de karşı karşıya kalabileceğim bir olay olabilir mi?’ diye sormayız kendimize !

Bazı sorunların uzak olmasına karşın, yüz yüze geldiğimiz an mı, yaşadıklarımız, kabullenemediklerimizin bir gerçek olarak karşımıza dikilmeleri şaşırtır bizleri !

Yoksa, düzgün, hijyenik, sağlıklı ve güvenli bir ortamda yaşamanın verdiği özgüvenin bir anda yok oluvermesine hazırlıksız yakalanmamızın paniklemesi mi ?

Bilemiyorum ki !

Evde olmak…

Evde olmanın tadı, verdiği huzur…

Tarifi imkânsız güvence…

Normalleştiğime ( ! ) inandığım eve dönüş anları…

Oysa kaçınılmaz bir olay var önümde !

Anjiyo…

Herkes ’oooooo….anjiyo mu, o kadar basit ki !’ diyor duruyor.

Gel de bana anlat !

Sanki ’Sırat Köprüsü’nden geçeceğim an…

İçimden herşeye veda etmek gibi bir his geçiyor. Bir daha görüşemeyecekmişiz gibi !

Olamaz…

Yaşama sıkı sıkı bağlı, enerji yüklü ve sevdiklerim, dostlarım, arkadaşlarımla çevrili ben, sanki bir daha geri dönmeyecek mişim gibi veda ediyorum !

Bi ”helâlleşmediğim” kaldı…

Offf… Masamın üzerinde çözüm bekleyen o kadar iş var ki !

26 Şubat’taki Kurultay ?

Vasiyetimi mi yazmalıyım yoksa partime dair !

Kurultay’da okunması şartıyla…

Hiç giymediğim elbiselerim, kumaşlarım, yatağım, yeni aldigim cizmelerim ?

Kime bırakacağıma dair not mu düşsem üzerlerine !

Bahçem, çiçeklerim, kar altındaki ağaçlarım, yıllardır yazılmayı bekleyen kitabım…

O ”telâş” anında sanki düşünecek başka şey yokmuş gibi kafama takılıyorlar !

”Veda” ediyor insan, ama ”valiz”i boş…

Baharda çiçekler açtığında da dağlara tırmanacağımıza dair verdiğim sözleri kim tutacak ?

Çizdiğim yollarda yürüyenler beni anımsayabilecekler mi ?

Bodrum, Datça, Isvec yüzülecek denizler…

İsveçli arkadaşlarım ile yaptığımız tatil plânları.

’Gidip de dönmemek var’ diye not mu düşeyim yoksa !

Geçmişte yüreciğimde derin acılar bırakan bu Şubat ayı beni de mi vuracak ?

Oysa Mart’a, bahara adım atmak istiyorum yine !

Anjiyoya giden yolun ne kadar kısa olduğunu tüm bu duygularla yaşarken, bazı şeylerin ne kadar önemli olduğunun bir kez daha farkına vardım.

Geç mi oldu acaba ?

Kızıma ve oğluma ”renk” vermemeye çalışıyorum. Babalarından sonra analarından da yoksun kalacaklarını düşünmek o kadar ürkütücü ki !

’Çapoş’tan sonra yeni bir köpek almayı düşünüyorduk. Çapoş ne der? Sorusunu sorarak. Yoksa, Çapoş mu tetikledi bu kalp krizini, yerini dolduracak başka bir köpek almamamız için !

Ne saçma bir soru…

Çapoş, kendini öldürür yine de bana zarar vermeyi aklının köşesinden bile geçirmezdi ki !

Kurultay !

Sunulacak raporlar !

İsveç’teki toplantılar !

Yolculuğa hazır valizlerim !

Hangi yolculuğa ?

Hayret !

Yatırdıkları sedyede bütün bunları bir film şeridi gibi aklımdan ve gözümün önünden geçirirken, ne kadar da sakinim !

Yoksa farkında olmaksızın bana sakinleştirici mi verdiler ?

Babamın tahlillerini kim alacak ve doktorunun tavsiyelerini takip edecek ! Babam reçetesini bekliyor. Beni bekliyor. Doktoru ile yapacağım görüşmeyi anlatmamı bekliyor.

Ben ise sıramı bekliyorum !

Neyin sırası ?

’Anjiyo’ denilen panikleten müdahalenin mi, yoksa…

Sahi kızımin son bir kez daha ’Zorba’daki aryalarını dinleyecektim.

Oğlum ve gelinimle yaz tatilinde Savsat’a gidecektik.

Gigi…

Daha son yolculuğuna uğurlayalı o kadar kısa bir süre oldu ki! Niye aklıma takıldı şimdi? O’nunla yapmak istediklerimiz ile yapamadıklarımızdan dolayı olmalı ! Buradan mutlaka çıkmalıyım, çıkmalıyım, çıkmalıyım…

Aaaaa…Sıra bana gelmiş ! Doktor iğne yapıyor. Niye bu kadar sakinim ? Bu iğne de neyin nesi ! Narkoza hazırlık mı yoksa ? Oysa sanki son derece normal bir ortamda karşılıklı kahve içiyormuşçasına konuşuyoruz;

         Spor yapıyor musunuz ?

         Trekking mi ! Nerede ? Ben Toroslar’ı seviyorum trekking için…

         Birlikte gitmek ne güzel olurdu !

         Niye olmasın ki, sanki son yolculuğunuza uğurlayacağım gibi konuşuyorsunuz benimle.

         Hadi hadi korkacak hiçbir şey yok, herşey ummadığınız bir çabuklukta cereyan edecek ve evinize, sevdiklerinize kavuşacaksınız !

         Ah bir inanabilsem…

Ekranda kalbimin damarlarını izletiyorlar ! TV haberleri yokmuş gibi…

Hımmmm…

Ne anlama geliyor ?

İyi, iyi, korkulacak bir şey yok !

Gel de bana anlat…

Evet, herşey yolunda, tamam bitmiştir, kalbinizde bir hasar da yok, sorun da…

Kalp krizi ?

Bizleri görmeye gelmenizi isteyenler olmalı !

Damara baskı olmus, hepsi o kadar.

Ya hû ben, veda ederek geldim buralara, şimdi ne diyeceğim döndüğümde ?

Yeniden merhaba mı ?

Doktorun umurunda değil, Toroslar’a ne zaman gidiyoruz diye soruyor !

Yaşam işte böyle bir şey…

Sizinle bu son üç günlük derin çıkmazı, hissettiklerimi, aklımdan geçenleri paylaşıyorum.

Belki de başından geçenler vardır aranızda ?

Hayatın tadı mı ?

Şimdi bambaşka…

Emin olun !

Tebessüm ettiğime aldanmayın sakın ola ki ! Çekilir gibi değil o anlar…

Elbette, yakından benimle birlikte olanlar; Zeynom, Gökhan’ım, Sinem’im, kar kış, don demeden koşa koşa gelen Harika’m, Kürşat’ım, Özlem’im, Esra’m, Ebru’m ve adını sayamadığım tüm dost, arkadaş ve akrabalarım.

Yeniden aranızdayım !

Başınızın ”belâsı”yım !

Sizler olmasanız herhalde yelkenleri serer giderdim….

Yaşamın bir ”şaka”sı mı ?

Kötü bir ”şaka” olmalı…

Ama bana çok şeyleri yeniden düşünmeye zorlayan, yaşamın belki de farkedemediğim yanlarını gösteren bir ”şaka” olmalı !

İyi ki sizler vardınız. Sizleri çok ama çok seviyorum.

Sağlıklı ve iyi bir hafta diliyorum.

Mutlu olun, mutlu kalın…

Her nerede yaşıyorsanız !

Nasıl ”veda” edeceğimi bilemeden, kucuk vasiyetler, notlar birakarak ayrıldım sizlerden ama, şimdi damarı baskı altında kalmış yüreceğimden:) sımsıcak ve sevgi dolu bir ’Merhaba’ diyorum !

 

19 Subat 2012/Ankara

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s