Kadın « kimliği » ve ortak sorunlarla, paydalar !

Standard

Şaşırır kadın önce ; susar, sonra da patlar ve yakar dünyayı…


©Nazmiye Halvaşi

En zor yazdığım yazılar, 8 Mart yazılarıdır !

Her yıl aynı söylemlerin yinelenmesi ve sadece bir günlük « timsah gözyaşları » dökenleri izlemek, dinlemek 8 Mart’ları sevimsizleştiriyor.

Farklılık olsun diye, hayatın içinden kadınların ortak hikâyelerini yazmak istedim bugün…


Bizim toplum entelektüeldir ( ! ) ve tv’lerdeki haber ve belgeselleri izler ( ! ). Son dönemde fazla tv izlemeye zamanım yok, ama hayatıma ara verdiğim bir dönem, tv en iyi eğlencem olmuştu. Ve o dönemde, tv’lerin  yeni başlayan « evlilik » programlarını az izlemedim ! İzledikçe de, ülkemdeki kadın sorununun boyutlarını daha fazla farkettim. Onlarca kadının öyküsünü not etmişim o yıllarda…

Notlarımda yer alan kadınların içinde bulundukları ortak sorunlarının temeli ve paydaları « kadın » kimlikleriydi !

Kadın olmaktan dolayı katlanarak büyüyen sorunlar, ülkemizin hudutlarını göçle birlikte aşmış ve avrupalı kadınlarımızın da bir sorunu olmuştu. Bugün de olmaya devam etmektedir.

Yerli avrupalı kadın ise başka sorunlar yaşamaktadır. Gelişmiş toplumlar gibi,  toplumumuzun gelişmiş tabakalarının da ortak sorunları ve paydaları  ; özgüvenli, ekmeğini kazanan, gittiği yerlerde hesabını kendi cebinden ödeyebilen, «muhtaç » sıfatını terketmiş ve hepsinden önemlisi de kendi kaderini kendisi tayin edercesine karar alabilen kadın olmalarıdır.

İki toplumu içeriden tanıdığımdan dolayı, örneklemeleri İsveç ve Türkiye üzerinden yapacağım yine…

İsveçli erkekler, son yıllarda artış kaydeden ve çoğunluğu oluşturmaya başlayan biçimde, evlenecekleri kadını yurt dışından, özellikle de Uzak Doğu’dan, Asya’dan seçiyorlar. İsveç’te 40 farklı ülkeden arkadaşım oldu dil okulunda ve Göçmen Kadınlar Derneği’nde… İsveçli kadının ulaştığı özgüven ve oturmuş kişiliği onu artık evebeynlerine, kardeş(ler)ine veya erkeğine mahkûm/muhtaç kılmıyor. Uzun bir zamandan bu yana… Olgunlaşmış, kişiliği güçlü isveçli erkekler açısından sorun yok ! Son derece düzeyli bir aile yaşamında, evliliklerini veya ilişkilerini paylaşımcı anlayışla sürdürüyorlar.

Fakat, bir de erkek egemenliğinin sürdüğü farklı toplumların bulunduğunun bilincinde olanlar var. Bu farkındalıkla birlikte, kadının üzerinde tahakküm kurmak suretiyle kendilerini ifade etmek isteyenler mevcut. Arayışları ülke içinde değil. Dışına taşıyor. Bu durumun diğer Avrupa ülkelerinde de geçerli olduğunu söylemek abartı olmaz. Bu kesimi, gelişmiş ülkelerin, az gelişmiş bireyleri olarak tanımlayabiliriz !

Bir taraftan İsveç yıllarımda bu gözlemlerde bulunuyorum ; diğer yandan da tv’den anavatanımdaki kadın ve erkeklerin, evlilik ve iki cins arasındaki ilişkilere bakış açılarını, beklentilerini izlemeye çalışıyorum.

         Beni taşıyabilecek bir eş istiyorum, diyor kadın…

Ne demek taşımak ?

         Bana bakacak, kimseye muhtaç etmeyecek bir eş… Ben onun soyadını ölünceye dek onurla taşıyacağım !

Erkek, eriyor keyfinden. Soyadını bir kadına vermek onun için çok büyük bir olay. Bir anda kendisini « ulu » ve güçlü hissediyor. Yüz ifadesinden, mimiklerinden açıkça anlaşılıyor. Kadın bu « fedakârlık »ın karşılığında ne istiyor ? « Bakılmak ve korunmak. »

         Zaten ben kadının çalışmasını istemiyorum, diyor erkek… ‘Ne demek yani, ben ona bakamayacak mıyım ?

Peki, nasıl bakacaksın ?

Toplumun erkek cinsinin kaçta kaçı kadınına bakabiliyor, en azından ailesine, daha da öteye başkalarına muhtaç kılmıyor ?

Peki, bu « anlayış »ın temelinde ne yatıyor ?

Kadın üzerinde hak sahibi olmak, ona hükmetmek mi !

Çünkü kadın, ne yaparsa yapsın, eve gelir getirmediği sürece « asalak » sıfatını taşımaktan öteye gidemiyor !

Ben demiyorum, böyle düşünüyor erkekler…

TV’de, ‘ben kadınıma bakarım da, geçindiririm de, kimseye de muhtaç etmem’ diye konuşan erkek, birlikteliğinin ilk « kapışması »nda hemen kadının « asalak » olduğunu haykıracaktır yüzüne…

Peki kadın ne hissedecektir ?

Hizmetçi gibi kullanıldığını…

Ve ezilecek de ezilecektir !

Emeğinin karşılığı ?

Erkeğinin soyadını taşıması !

İki cins arasındaki ilişkinin en temel çelişkilerinden biridir bu…

Bir çok sorunun temelinde yatan da…

Çünkü,  antlaşmalar, sadece devletlerin değil, kişilerin de güçlerine göre şekillenir ! Ekseriyetle, zayıf konumdakiler, güçlülerin dayattıklarını kabul ederler. Erkeğin orantısız gücü karşısında ezilen, haksızlığa uğrayan kadınlar gibi…

Sonucunda ne mi olur ?

Öfke, dayak ve şiddet. Daha da öteye cinayet !

Şiddet çeşitlidir. Psikolojik, ekonomik, fiziksel vb. Kimi zaman da hepsi birden…

« Maymun teorisi »ne 1   sahip erkekler, birinin elini tuttuğu anda diğerini bırakıverir. Çünkü erkeğin her zaman bakılmaya, pohpohlanmaya, onu yalnızlık duygusundan uzaklaştıracak birine gereksinimi vardır. Bilmem kaçıncı sıradaki kadına yeni bir çiçek adı takma zamanı gelmiştir artık ! Yeni yalanlar dönemi başlamıştır. Mazide onu çok « üzen, mahveden », sahte nikâhla evlendiği çocuk sahibi oldugu kadınlardan kurtulmuş ve yeni bir mutluluğa yelken açmaya hazırdır. « Avlanma »ya hazır, pembe yalanlarla sarmalayacağı kadın mı yok sanki ! Bulduğunu da bir gün terkedeceğini veya terkedileceğini adı gibi bilir.

Evet, her kadının bir başka ve hüzünlü öyküsü vardır.

Çocuk yaşta, kendisinden 20-40 yaş büyük erkeklerle evlendirilen kadınların da…

Âşk nedir, öğrenmeden, tatmadan yaşama sürecine adım attırılırlar.


Çocukları ile büyürler ! Çocukları ile sökerler alfabeyi. Âşkın ne anlama geldiğini öğrenmeye kalktıklarında ise, kendi ölüm emrini vermiş olurlar bir anlamda !


©resim 

Ne çok sayıda ölüyor kadınlar ! Okuyoruz, izliyoruz… Kanıksamışçasına öylece izlemekle yetiniyoruz. Haberler, alt manşetlerden iç sayfalara kayıyor. Alışan ( ! ) topluma tepkisizlik siniyor.

Bir tarafta ; kadınlar yürüyor kadınlar için. Diğer yanda, kadınlar dolduruyor, kadınların terketmek zorunda bırakıldıkları evleri, yatakları. Belki de hiç kullanmadığı çeyizi, eşyaları el değiştiriyor başka kadınlarca. Sormadan, sorgulamaksızın. Terkedilen, sokağa bırakılan kadının yuvası, yenisinin adresi oluyor. Geçmişte yaşadığı acıların bu yeni yuvada da kendisini bekleyebileceğini hissetse de, geçmişi, çektiği acıları halının altına süpürüyor. Eğitimli veya değil, inanmış ise erkeğe bir kadın için farketmiyor ki !

8 Mart yaklaşıyor. Şunun şurasında dört gün kaldı. Daha şimdiden konuşmalar başladı. Sahte, yalan ve konuşanın bile inanmadığı sözcüklerle…

Yasalar yapılıyor, «Cinsler Arası Eşitlik »i tesis etme amacıyla !

Toplumun « yasalar »ının, devletin resmî yasalarına hükmetmeyi sürdüreceği bilinse de ! Çünkü iş, yasa yapmakla bitmiyor ki. A’dan başlayıp Z’ye kadar toplumun her kesiminin, kurum ve kuruluşunun eğitilmesi, bilinçlendirilmesi, zihniyet değiştirmesi ve son yıllarda sıkça kullanılan deyimle « ehlileştirilmesi » gerekiyor ! Çaresizlik içindeki kurumların, garip çözümler üretmesi, göstermelikten öteye gidemiyor. Söylemlerde verilen yaldızlı sözler, çizilen pembe tablolar gibi…

Adana Emiyet Müdürlüğü, kadınların aile içi şiddet karşısındaki davranışlarını ve almaları gereken önlemleri altı maddelik bir kitapçıkda toplamış. ‘Kadınlar şiddete maruz kaldıklarında neler yapabilirler ?’ adı altında…Çukurova Kitap Fuarı’nda da dağıtılmış. Emniyet Müdürlüğü, kadınlara ve çocuklara, öfkeli koca veya baba önünde kurtuluşu kaçmakta bulmalarını veya yardımlarına hemen gelebilmeleri için güvendikleri komşularıyla aralarında parola belirlemelerini salık veriyor ! (Bkz) 

Güler misin, ağlar mısın ! 21. Yüzyılda şiddedin hedefi yapılan kadınımızın haline…

Nijeryalı bir kadın. Emine Lawal. Kocasının iftirasına uğruyor ve recme, taşlanarak öldürülmeye mahkum ediliyor. Başka ülkelerdeki binlerce kadın gibi…

Emine Lawal simgeleşmişti. Ayağa kaldırmıştık onun için tüm dünyayı. Ve kurtarmıştık taşlanarak öldürülmekten. İyi de sonrası ? Kaç Emine Lawal taşlandı, iftiraya uğradı, karalandı ! Asya’da, Afrika’da ve hatta Avrupa’da kaçı « namus » cinayetine kurban gitti ! Belçika’da ailesinin Pakistan’da kendinden büyük biriyle zorla evlendirmeye kalkmasına isyan eden ve bir başka genci seven bir Pakistanlı genç kız, aile meclisi kararıyla erkek kardeşi tarafından öldürülmedi mi ? Avrupa Birliği’nin simgesel başkentinin bulunduğu ülkede !

Erkek hükmünün geçerli olduğu hemen her ülkede kadınlar acı çekiyor, kadınlarda kin birikiyor, kadınlar cehalete sürükleniyor, yoksullaşıyor, işsizler ordusuna katılıyorlar !

Bir kadın kuma istiyor, boşalttığı yatağına… Aç ve sokakta kalmamak için !

Bir başka kadın meclisin kapısına dayanmış, hak arayışında ! Korunmasını talep ediyor, vücudunu satıp, para kazananlara karşı. Erkeklerin çoğunluğu oluşturduğu bir meclisten !

Bir çocuk kadın kaymakama sığınıyor, ‘kurtarın beni’ diye haykırıyor !

Bir kadın, tacizine maruz kaldığı işverenine direndiğinden dolayı kapı dışarı ediliyor !

Bir kadın, türban takıyor, tesettüre bürünüyor. Okul harçlığı kesilmesin diye !

Bir kadın, çocuklarıyla sokakta kalınca elindeki tek « meslek »ine sığınıyor, vücudunu satıyor. Çocukları karınlarını doyurabilsinler diye !

Belçika örneğinde olduğu gibi bir başka genç kadın, kardeşi tarafından öldürülüyor. Âşkı tattığından ve özgürce yaşamak istediğinden dolayı !

« Namus » uğruna öldürülen kadınlar, katilinin namussuzluğunun kirini temizleyemiyor ki ! « Namus » bacak arasından, insan beynine bir türlü nakledilemediği sürece… Eğitimli, eğitimsiz kadınlar diğer kadınları üzüyorlar. Erkekler ise her iki sınıftakileri de…

Gelişmiş – gelişmemiş – az gelişmiş – gelişmekte olan ülkelerin kadınları arasındaki fark ; kimisi eziliyor, diğerleri ezdirmiyor, direniyor ve halkı temsil eden meclislerde, halkın çıkarlarını koruyan kurum ve kuruluşlarda söz sahibi olacakları konuma yerleşiyorlar.

Gelişmiş ve diğer düzeydeki ülkelerin erkeği arasındaki farka gelince ; Birincisinde, kadınıyla eşit olmanın tadını çıkarıyor, mutluluğunu yaşıyor, insan gibi, diğerlerinde ezip geçiyor kadını. Birincisinde, yollara düşüyor, ülke ülke dolaşıp ezebileceği kadını arıyor. Gelişmiş ülkenin, az gelişmiş erkeği kimliği ile ; ikincisinde ‘elimi sallasam ellisi’ mantığıyla « soyadı ile iktidar »ının keyfini sürüyor !

Yıllarını kadın-erkek eşitliği ve insan gibi yaşayabilme uğruna tüketen biri olarak çoğunluğun çektiği acıların binde biridir bu yazdıklarım. Elbette, bütün erkekleri ve kadınları da genelleştirip, aynı kefe içinde toplamıyorum.

Düşünüyorum !

Hayır, ‘öyleyse varım’ demiyeceğim. Peki gün gelir de mevcut düzen tersine dönerse dedikten sonra kendime, acaba bir « erkek hakları » savunucusu da benim gibi mi yazacaktır ? sorusuna yanıt arıyorum.

Aman yazmasın, dileğim bu değildir kesinlikle. Dileğim, yan yana yürümesidir kadınların, erkeğiyle. Ne bir adım önde, ne de bir adım arkada. Yanyana, elele…

Bir 8 Mart yazısı daha yazar mıyım bilemiyorum ! Bu yazıyı kadınlar için, kadınlara seslenerek noktalamak istiyorum.

Dinleyin, bilmediklerinizi sorun, sorgulayın ve mutlu olun, mutlu olabilme yollarını arayın. Mutlu kalın. Haksızlıklar karşısında ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ dercesine suskun kalmayın, görmezden gelme kolaylığına kaçmayın, seyirci koltuğuna oturup, hemcinslerinizin çektiği acılara, sinema seyredercesine de bakmayın. Adil olun. Bilmediğiniz öykülerin dedikoducularına inanmayin ve çevrenizde anlatmayın.

Olur ya, gün gelir, uğradığınız haksızlık ve şiddet anında bir kurtarıcı, adalet aramak zorunda siz de kalabilirsiniz

Olmaz olmaz demeyin !

Kul olmayın, acı ve kinleri biriktirmeyin.

Sevgiyle ve dostça kalın, her nerede yaşıyorsanız.

4 Mart 2012

Resimleri büyütmek için – yüksek çözünürlük – üzerlerini tıklayın lütfen !

 

1    İlişkiyi sona erdirme teorisi. Bir maymunun, başka bir dala tutunmadan, diğerini bırakmayacağı gerçeği üzerine kuruludur.

2 responses »

  1. Nazmiye hanım yazınız çok güzel, Dünyada ve ülkemizde yaşanan kadınlara ait sorunları çok güzel dile getirmişsiniz. Elinize ve emeğinize sağlık.
    Bu yazınıza ilaveten “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanan bu gün için çalışma hayatında kadının yeri ve çalışan kadınların sorunları ve çözüm önerilerini içeren bir yazı yazmanız dileğiyle,

    Saygılarımla,
    Bilgivesevgiyle kalınız…

    • Merhaba, Gecikmis yanitim icin bagislayin.. Makalemi begenmeniz ve bunu ifade etmeniz ne guzel:)
      Calisan kadinin sorunlari hakkinda da zaman zaman yazmistim ama birgun tekrar yazarim..
      Sorunlar bitmiyor.. bizim dilimizde yazmaktan-söylemekten tuy bitiyor..

      Sevgilerimle..
      Halvasi

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s