Ağar Başbakan mı olacak ?

Standard

Aman ola ki; ‘Olamaz’ demeyin…

Yüksek çözünürlük için lütfen resimlerin üzerini tıklayınız !

©Nazmiye Halvaşi

Az gelişmişlik göstergesi nedir ?
Düşününce önce kendi basınımıza bakmak gerekiyor !
Mehmet Ağar’ın kesinleşen cezası…
Ağar kayıp…
Ağar’a uygun bir cezaevi aranıyor…
Cezaevi bulundu, Ağar için hazırlanıyor…
Boya, badana, tadilat…
Sürüp gidiyor haber başlıkları!
Haberleri okudukça düşünüyor ve kendi kendime soruyorum; Geleceğin başbakanı Ağar mı yoksa?

Nasıl mı varıyorum bu sonuca!
Son derece basit…
Tayyip Erdoğan da aynı süreci yaşamadı mı ?
Cezaevindeyken de bir koruması olduğunu, hergün düzenli yemeğini, temizliğini yapan bir kadın bulunduğunu, bilmiyor muydunuz yoksa!
Ve binlerce kişi ile orada buluştuğunu da mı?
Cezaevi değil, başbakanlığa hazırlanma kampı sanki!
Sıra şimdi Ağar’da mı?
Kampa mı giriyor o da!
Geleceğin başbakanının Ağar olabileceğini düşünmek çok mu abes ?

Aslında, CHP’nin önünde de bir şans var.
Şimdiden kolları sıvamalı ve kendine bir cezaevi beğenmeli Kemal Kılıçdaroğlu.
Silivri çok ses getirir!
Hazır “fezleke” de gündemde…
Bekliyor.
Kampa girip hazırlanmalı, içerideyken de sıkça “mağdur”u oynamalı.
Yoksa bu gidişle başbakanlığı Ağar’a kaptıracağız gibime geliyor.
Halvaşi demişti, diye hayıflanmayın sonra…

Başka bir azgelişmişlik haberi daha.
Çocuklar, okullarda dağıtılan sütleri içince yurdun dört bir tarafında hastahanelik oldular !
İlk akla gelen söz; “sütü bozuk bunlar” oluyor nedense!
Sonra kötü niyeli düşünüp, süt ihalelerinin yandaş şirketlere verildiğini bile söyleyebilirsiniz.
Para kazanmaları gerekmiyor mu ?
Bozuk-mozuk demeksizin dağıtmayacaklar mı sütü?
Oysa, bakın etkili ve yetkili kişiler ne diyorlar, oturup dinleyin.
Çocukların üste karşı hassasiyetleri vardır. Daha önce hiç süt içmedikleri için midelerine dokunmuş olmalı !
İtirafın ta kendisi…
10 yaşına gelmiş çocukları, 10 yıllık iktidarları süresince, bugüne kadar sütsüz bırakmışlar!
TV’lerde, hergün çocuklara süt içirilmesini teşvik ve tavsiye eden reklamlar dönüyor.
Çocuğun babasının süt alacak parası yok mu?
İyi de suçlu kim?
Yine kendilerini ihbar ediyorlar !
Bu çocuklar bizim iktidarımız sırasında doğdular ve büyüdüler ama, biz onların annelerine, babalarına süt alabilecek kadar para kazanma imkanı bile sağlayamadık!
“Tercümesi” budur…

Azgelişmişlik “dizi”mize devam edelim mi!.
Kamu spotları dönüyor yine TV’lerde.
Kız çocuklarını mutlaka okutun, diyor başbakan, cumhurbaşkanı.
Milli Eğitim Bakanı mı?
Lise çağında genç öğrenciler evlenebilirler…
Hergün yurdumun az gelişmiş, çok gelişmiş demeksizin bir başka köşesinde kadınların öldürülmesine devam edilirken!
İyi de, liseli genç kız ve erkekler evlendiklerinde, evlerini nasıl geçindirecekler?
Yoksa iktidar “özel burs”mu vermeyi düşünüyor!
Derslerini, guruldayan değil tok karınları ile çalışabilsinler diye…
Ya koca şiddetine maruz kalırsa. Boşuna “delikanlı” dememişler.
Kız, sabah sabah dayağını yemiş, gelmiş okula ve başı, gözü sarılı girecek sınava…
Liseden sonra üniversiteye gitmeye kararlı çünkü.
Peki ya kocası kendisinden çok çok yaşlı ise ?
Ve de paralı…
Dayaktan sonra kantinden içeceği bir fincan çay veya kahvenin, karnını doyuracağı simitin parasını mantosunun cebine koymayı düşünmüş müydü, yaşlı kocası ?
Babası yaşındakilerle evlendirilecek, öğrenci kadınlar…
Liseli kızı alacak olan, başka ve züğürt bir liseli delikanlı olmayacak herhalde!
Haydi liseli kızlar, geleceğiniz parlak artık.
Zengin ve yaşlı koca kap gitsin.
Dayak mı?
Koca şiddeti mi?
Diğer üç kadın ile iyi geçinmek mi?
“Gül”ü seven dikenine katlanır, sen de çok olumsuz düşünüyorsun yani…
Ama ben çocukları çok seviyorum, hep bir çocuğum olmasını istedim.
İyi de sorun nerede ?
“Boğa” gibi bir kocan var, devlet de okulunda “kreş” açıyor. Kendin mi emzirmek istiyorsun bebeğini? No Problem ! Bebek emzirme saatinde izinlisin. Tam ders, sınav ortası olsa da, öğretmeninin söyleyebilecek tek söz yok.
Ama sınavıma sonradan devam edebilme imkanı sağlayacaklar mı?
Liseli kızları evlendirmeyi, okullarda (işyerlerinde bile yokken) kreş açmayı, emzirme izni verilmesini düşünen Milli Eğitim Bakanı, mutlaka bunu da düşünmüştür değil mi?
Üzme kendini boşuna…
Belki de yaşlı bir koca bulup evlendiğinden dolayı, diplomanı bile eline tutuşturuvereceklerdir!
Ödül olarak…

Dedim ya liseli kızları pembe ufuklar bekliyor, diye…
Dünya “dev”i olmaya oynayan ülkemde azgelişmişlik tabloları artık nur yağan bit pazarlarında satılmıyor, sokakta bedava dağıtılıyor!
Azgelişmiş ülkelerde yasalar varsa bile iş, dönüp dolaşıp eksiksiz biçimde işlerlik kazandırılmasına gelince, nedense yasaya ihtiyacı olanlar birdenbire “kağıt üzerinde” kalmaktan öteye gitmediğini acı bir gerçek olarak karşılarında görüverirler.
Yasaların işlemediği, işletil(e)mediği ülkelerde, kurumlar kendi iç tüzüklerini de işletmeyebilirler( ! ).
“İlericiyim” diyenleri bile…
Oysa, Mustafa Kemal, kadınlar birbirlerini yesinler diye, geniş haklar tanımamıştı, değil mi?
Yoksa ben mi yanılıyorum!
Bir-iki yakınma duyulur, o da kuru kalabalıkta kaybolur gider.
Çünkü, azgelişmiş ülkenin azgelişmiş toplumu gereken tepkiyi vermez!
Hem niye versin ki?
Verse de, sen-ben kavgasıdır o, hiç kuşkunuz olmasın!
Kendisini mi ilgilendiriyor. Ucu değmediği sürece üç maymunu oynar, rahatına bakar. Yasaya ihtiyacı olduğu an, yakınmaya ve hatta feryat etmeye başlar, ama kuru kalabalıkta kulak kabartan yoktur ki !
Azgelişmiş ülkenin, azgelişmiş toplumu ne tepki verir, ne de sorgular sistemi…

CHP Ankara İl Kongresi’ni izlerken de aklıma takıldı bu azgelişmişlik konusu.
Alanı dolduran ve kendi listesine taraftar toplayanlar, listelerin tüzüğe uygun olup olmadığını incelemeksizin, en fazla oy toplayıp kimin seçileceği ile ilgileniyorlardı.
Oysa…
CHP’nin Şubat ayında gerçekleştirdiği Tüzük Kurultayı, müthiş bir değişiklik getiriyordu.
Başkentte yapılan kongre ile de reddediliyordu!
Hem de iki kişi tarafından.
Dediğim dedik, Kurultay delegesinin iradesi kadük, diyenlerce…
Yaaa hani, siyasette daha çok kadın olacaktı, gençlerin önü açılacaktı?
Hadi yürü bakalım, başka bahara…
Tüzüğe uygun oylama yapılmadı…
Parti içi demokrasi uygulanmadı…
Söyleyecek sözü olanlara kürsü kapatıldı…
“Avrupaî” bir partide % 33’e yükseltilen ‘Cinsiyet Kotası’ işletilmedi…
Biz yaptık, olmuştur bu iş, dediler…
Aynı düşünen ama 4 X 400 koşusuna ekip anlayışı ile değil, farklı kulvarda bireysel katılan farklı kişilerin yarışı!
4 X 400 yarışında farklı kulvarlarda koşturmazlar mı?
Yasaların, tüzüklerin yürürlükte geçerli olmayan azgelişmiş ülkelerde yarış koşulları da, dediğim dediklerce belirlenir de…

Oylama daha başlamadan asıl kaybeden yine kadınlar oldu!

Ağzım açık, şaşkınlıkla izliyorum.
İyi de, hakları ellerinden alınan bu kadınlar neden bir şeyler yapmıyorlar ?
Seslerini yükseltmiyorlar?
Yoksa, yasanın işletilmesi için yakınanların, kuru kalabalıkta kaybolan sesleri gibi, bir iki kadının haykırışı da derin kuyularda mı boğuldu?
O birkaç sesi duyan yetkili oldu mu?
Kadınlar peki duydular mı?
Sokaklarda milletin gözü önünde kadınlar boğazlanıyor, feryatlarını duyan yok.
Ama, kadına yönelik şiddetle mücadele yasası var ve parlamentosunda ilk onaylayan da benim ülkem.
Okullar kız çocuklarına kapanıyor gören yok.
Ama ‘haydi kızlar okula’ sloganlar sürekli atılıyor.
Okutulmayan, okumasına izin verilmeyen kadınlar işsiz ve yoksul.
İşsiz sayısı sürekli düşüş gösteriyor!
Cehalet kadınlaşıyor…
Siyaset daha da erkekleşiyor !
Toplumun yarısından fazlası bariz bir şekilde “yok” sayılıyor…
CHP’de bile…
‘Ben yaptım, oldu’ diyenler koltuklarında oturuyorlar.
Meydan, erkek kavgalarına sahne!
Kadınlar mı?
Figüran…
Veya, kadını kadına kırdırıyorlar.
En kolay yöntem bu değil mi?
Böl ve yönet…
Kadın, erkek hiç farketmez, yeter ki ben koltuğumu muhafaza edeyim.
Elde ettiğim güçle, asayım keseyim…
Bir kükreme sesi duyuluyor.
Koltuğunu kaptırmış bir makam sahibi olmalı!

Evet, sonuç olarak ne yazık ki CHP Ankara’da kadının adı yok…
Ama…
Az sayıdaki koltuk için kavga çok!
Koltuk sayısını artırmayı düşünen yok…
Kadının siyasetteki rolü mü, dediniz ?
Bu konuyu düşünen yok…
Büyük düşünen yok…
Fikirsel tartışma ortamı yok…
Neden mi?
Çünkü, fikir olmayınca, kişiler tartışılıyor. Kadının, kadını harcaması daha da kolaylaşıyor! Biri harcansın ki, yerine geçiverelim…
Erkekler, bıyık altından kıs kıs gülerken !

Haydi hep birlikte, yeni görevimiz erkekleri sevindirmekte…
Nasıl mı?
Çok naifsiniz siz de…
Bir kadın, diğerini yok etmeli !
Kaybedilecek, tek bir kadın için benim dışımda yanacak var mı ?
Anlayan olmadığı sürece…
Yok da yok!
Ama, kişisel kavga çok…
Stratejiyi belirleyen erkekler;
Birbirlerinin saçını, başını yolan kadınlar taktiklerdeler…
Dün böyleydi, bugün de böyle, son gelişmelere bakınca, yarın da olacak böyle…

Bu arada mı?
Sütten ağzı yanan çocuklar, yoğurdu üfleyerek yiyecekler…
Kızlar, lise âşkları yerine, yaşlı kocalara üçer üçer çocuk doğuracaklar…
Ağar başbakan olacak…
AKP, iktidarı süresince çalışanlara, çocuğuna süt alabilecek kadar para kazanma olanağı sağlamayacak. Ama dolaylı söylemlerle de olsa, itiraf edecek…
CHP’de kadının esamesi yine okunmayacak…
% 50 için çırpınırken, % 33 kota da sözde ve yazılı tüzükte kalacak…
Koltuğunu kaybetme pahasına diğer hemcinsi adaylarla rekabete girişecek kadın da olmayacak…
Kadınlar, “bozgun”a uğramışçasına, siyaset uğruna, alanlardan evlerine geri dönecekler.
Kadınların eşit söz sahibi olma kapısını kapalı tutan iktidarlarda, demokrasiden söz edil(e)meyecek…
Benim gibi yakınanlar, ‘sil baştan yapıp, yeniden mücadeleye başlamak zorundayız’ demeyi sürdürecekler…
Anlatıncaya kadar,
İkna edinceye kadar,
Koltuklarına sıkı sıkı yapışmışları indirinceye kadar,
Durmadan…
Ve yılmaksızın…

Son sözüm mü?
“O” kadınlar “birey” kadın olmak zorundadırlar.
CHP Ankara Kongresi her ne kadar kadınlar için yolun sonu gibi görünse de…
Haydi ayağa kalkın, yeniden yolun başlangıcında olsak bile, bu bizim davamızdır, diyecekler.
Kotamı geri istiyorum, seslerini, ses geçirmez en kalın duvarlar ardından bile duyurtacak şekilde bağıracaklar…
Kişilere kesinlikle değil, “sistem”e ve o “sistem”i muhafaza etmeye çalışanlara saldırarak !
Geliyoruz, hazır olun diyecekler.
Uygulanıncaya kadar da direnecekler.
% 33 ile de yetinmeyecekler.
% 50 için bastıracaklar.
Alana kadar…
Toplumun yarısından fazlasıyız, adil davranıyor ve % 51 demiyoruz.
Hayatı her alanda yarı yarıya eşit bölüşelim, eşit yük altına girelim, eşit siyaset yapalım diyoruz!

Herşeye rağmen mutlu olun, mutlu kalın.

Her nerede yaşıyorsanız…

Kavga edecek hıncınızdan çok, söyleyecek sözünüz olsun!

Satırlarıma bu son noktayı Bodrum’da koydum.

Menekşe Pansiyon’da, Nihal ile birlikte kahvelerimizi yudumladıktan sonra…

Mayıs’ta Bodrum’da olmak ne güzel !

3-5 Mayıs 2012 / Ankara

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s