Siyasetteki mücadelenizin temelinde, “siyasi düşünce ve tavır” varsa ve “Toplumsal talepler içinse…

Standard

Sizleri dinlemek ve anlamak için önemli bir nedenim var demektir!

©Nazmiye Halvaşi

19 Mayıs, sizlere ne düşündürür ?

Bana, “başkaldırı, yurtseverlik ve DEVRİMCİLİK”I çağrıştırır…

Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarken, “isyancı ve devrimci” idi!

İyi de, ya başaramasaydı !

19 Mayıs, yine bana, sevgili ablam Şenay Delikanlı’nın doğum gününü anımsatır!

Ne kadar şanslıymış, 19 Mayıs’ta doğanlar…

Kutlarım yeni yaşlarını, ama kıskanmaz da değilim !

Özel günlerde yazı yazmak öyle zor ki benim için.

Neden mi ?

Alışıgelmişlerin dışına çıkmak ve başka şeyler söylemek isterim de…

Okuyucuyu biraz olsun « silkelemek » içindir !

İşte, bu halet-i ruhiye ile bir 19 Mayıs yazısı deneyeceğim.

2012 yılında…

93 yıl sonra !

İktidardakiler, iktidara gelirken yapmış oldukları büyük stratejik plânlarına ulaşmak amacıyla, gün be gün uyguladıkları taktik ve söylemleriyle, yollarına ara vermeden devam ediyorlar. Kendi ideolojileri açısından da, itiraf etmek gerekir ki, başarılılar!

Neden mi?

Aradan geçen 10 yılda, ülkemde bariz ve ciddi bir “eksen kayması” olduğunu söylemek, yoksa “abartı” mı!

İyi de, 19 Mayıs 1919 ruhundan, Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nden geriye ne kaldı?

“Bağımsız Türkiye” diye haykıran gençleri darağacına gönderen bir ülkede, 6 Mayıs’larda Deniz Gezmiş’leri anma kolaylığına kaçarak, yaşatmaya çalışmak; o günlerin mücadeleci ruhlarını yeniden “Bağımsız Türkiye” sloganları atarak, yükseltmeye, canlandırmaya çalışmak, o haykırışları iktidar yapmaya yetecek mi?

İşte bu noktada, inanın emin değilim!

İsveç Sosyal Demokrat İşçi Partisi, 22-23 Nisan tarihlerinde düzenlediği ‘Arbetarerörelsenbåt 2012’ konferansı ile 2014’teki yerel ve genel seçimlerin startını verdi.

İlk kez katıldığım böylesine büyük bir organizasyonda, iki gün gemi ile İsveç’ten uzaklaşıp, Finlandiya’ya gittik ve döndük.

Keyif yapmak için değil !

Geminin konferans salonunda çok farklı konu başlıkları altındaki çalışmalara katılmak için…

Herşeyin “dört dörtlük” yapildigi bir organizasyondu!

Ki…

Çıtayı daha da yüksek tutmuşlardı!

Türkiye’mi düşündüm ve utandım…

Yeni genel başkan Stefan Löfven ve genel sekreter Carin Jämtin yaptıkları konuşmalarda, İsveç’in dört bir yanından gelen katılımcılara sadece sorumluluklarını anımsatmakla kalmadı, aynı zamanda seçim öncesi çalışmalara coşkuyla start verilebilmesini sağlamak için bilgiyle donattı…

Parti içi tartışmalar hiç yaşanmadı. Kadınlar, erkekler birbirine girmedi. Çünkü herkes 2014 yılına kilitlenmişti. Fransa’daki başkanlık seçimlerine de bir hafta vardı. Ve bizler, İsveçli Sosyal Demokratlar olarak seçim sonuçlarının olası seçenekleri üzerine analizler yapıyorduk.

Katılımcılar, partimizin her kademesindeki üyeleriydi.

Diğer bir deyişle; sade bir üyeden, genel başkanına, milletvekilinden belediye başkanına kadar geniş bir yelpazede herkes aynı koltuklarda ve aynı statüde, 2014’ü konuşuyordu!

İsveç haber merkezinin Fransa’dan İskandinavya’ya doğru esen sol rüzgârının haberini okurken, içimiz kıpır kıpırdı!

Konferanstaki konuşmalarımızı ve yaptığımız yorumları anımsıyorum, rüzgâr alıp götürüyordu bizleri…

Dalga, dalga…

Seçimleri kazanan sol, François Hollande ile Avrupa’da taşların yerinden oynayacağını umuyorduk. İngiltere başbakanı David Cameron ve Almanya şansölyesi Angela Merkel’in koltuklarının sallanmakta olduğunu görüyorduk, âdeta…

Sac ayağının Sarkozy yanlısı düşünce ve politikaların artık ayakta duramayacak olduğunu, mutlaka onlar da hissediyorlar, görüyorlardı.

Ve bu rüzgârın daha da güçlenerek esmesini hepimiz ummanın da ötesinde, diliyorduk!

İsveç Sosyal Demokratlarının sonucu iyi okumalarından dolayı mı acaba?

Peki ya Türkiye, ya CHP?

Üstelik, CHP’nin, 19 Mayıs ruhunu köklerine dayanan bir parti olduğunu da unutmayalım!

Unutulmaması gereken ikinci bir husus da; CHP’nin başka ülkelerin sosyalist/sosyal democrat partilerden çok daha farklı ve ağır sorumlulukları omuzlarında taşıyan bir siyasi oluşum olmasıdır !

Bu “yük”ün farkında olan üyeleri ve yöneticileri ile iktidara yürümesi gereken bir parti!

Zaten, hiçbir unsurunun CHP’nin gerçek kimliğine aykırı eylemlerde bulunmaya da hakkı yok ki…

Oysa CHP, uygulanmayan cinsiyet kotası ile kadın üyelerini ve seçmenlerini hüsrana uğrattı!

Unutmayalım ki; Türkiye’de kadın, Atatürk’ün önderliğinde ve birçok dünya ülkesinden de once siyasi hakkını elde etmişti!

1930…

Ve ardından 1934 seçimlerini, geriye doğru bakarak bir anımsayın!

Övünmekle yetmiyor ki !

Bugün niçin uygulamada “sürdürülebilirlik”inin niçin ve kimler yüzünden kaybolduğunu, sormak hakkımız değil mi?

Bizlerden çok sonraları kadınına seçme ve seçilme hakkı veren ülkelerde % 50 (%30 mazide kaldı) kotasından bahsedilirken ve Fransa’daki hükümette gördüğümüz gibi “gerçeklik” kazandırılırken…

Bizde mi?

Herşey “mis” gibi…

Kokuyor, diyemem ki!

İktidar partisi uygun adımlarla ilerliyor!

« Bağımsızlık » tanımı sözlüklerde kaldı !


On yil önce başlayan « kalkışma »nın cumhuriyet, ekonomi ve sanayideki tüm değerleri yok ettiği görülmüyor mu ?

Yandaşlara « peşkeş » çekilme pahasına…

İstanbul’u bizden daha fazla « sevdikleri »nden dolayı, Araplara satılmasına öncelik veren kafalar iktidardalar !

Olası bir depremden önce, biz yıkalım, gayrımenkulden elde ettiğimiz kazançları katlayalım, diyenler ülkesi…

Dinsel değerleri istismar ederek, iktidar koltuğuna oturduktan sonra, « dindaş » komşularına âdeta savaş açmaya kalkışanlar yönetimi…

Yüzyıllardır akan derelerimize el koyup, sadece insan soyunu değil, aynı zamanda çevreyi, doğanın yapısını, o derelerden susuzluklarını gideren hayvanları « kurutan »lar ve doğa facia ve katliamlarına kapıyı ardına kadar açanlar « ekip »i…

Zengini kollayıp, memuruna nekes/cimri davranarak toplum katmanlarında derin uçurumlar açanlar zihniyeti…

Yasalara karşın, hergün kadınların şiddete uğramaya, aile yakınları veya yavuklularınca öldürülmesini, bir kaç kınama ile geçiştirenler ; daha da vahimi, kadınların ekonomik ve psikolojik baskıyı günlük yaşamlarının her aşamasında hissetmelerine gözyumanlar topluluğu…

ABD « istihbarat »ı ile kendi yurttaşlarını göz göre katlettikten sonra, sorumluluğu başkalarına atıp, tereyağından kıl çekercesine sıyrılanlar, utanmayanlar « cunta »sı…

Tarımı köylerde bitirmekle kalmayıp, kendi tohumlarımızın satışını çeşitli yollardan engelleyerek, GDO’lu tohumlarla millet denilen unsuru zehirlemekten zerre kadar çekinmeyenler güruhu…

Gelişmiş ülkeler bile nükleer santrallerini kapatırken, Türkiye’mde « atılım » yapmak için ülke ülke pazarlık yapan, doğa düşmanları…

Sanatın köküne kibrit suyu döküp, tiyatroları « zarar » ediyor gerekçesiyle kapatan « kültürlüler »…

Liste daha o kadar uzun ki, hangi birini öne çıkaracağımı şaşırdım !

Kimliksiz kentlerde, kimliksiz insanlar yaratılıyor.

Çevre felâketleri, kapımızda.

Denizler öldürüldü, « Mavi Bayrak » peşindeler.

Çocukları sütle beslemek adına, adam kayırmacılığı yapanlar.

‘Yetmez, en az üç çocuk’ diye diretirler, telkinlerde bulunurlarken, yaşamdaki çocukları günlük yaşamda veya öğretim alanında sefil eden, psikolojik bunalıma sürükleyenler.

İnanın, sıralamaktan bunaldım !

Ve bu koşullarda, bu ruh haliyle kutlayacağımız 19 Mayıs…

Onların istedikleri gibi değil, bizim istediğimiz şekilde coşkuyla nasıl kutlayabiliriz ki !

Yüzümüz bile yok…

Sosyal medyanın sağladığı sınırsız olanakları, kendilerini ifade etmeye çabalayanlar mesajlar yağdırıyorlar.

Umursayan mı var !

Kavga gürültü, sen-ben tartışmaları, çıkar çekişmeleri ortamında acaba toplumun nabzını dürüstçe tutabiliyor muyum, çabasındayım.

Siyaset yapanların, siyasete kafa yorunların söylemlerinden, yazdıklarından işe yarayanları seçmeye çalışıyorum, olmuyor ki !

İyi de kimin arkasından gideceğiz ?

Sonunda, başlıktaki gibi, ‘siyaset mücadelesinin temelinde, siyasal düşünce ve tavır varsa ve de toplumsal çıkarlar, beklentiler, talepler içinse, sizleri dinlemek ve anlamak için önemli gerekçelerim var’ diyerek avunuyorum !

Ses verenler azınlıkta kalıyorlar…

İsveç’te ve Türkiye’de 2014 yılında seçimler var !

Solun Avrupa’da yükselişe geçtiği gözlemleniyor.

Bizim ise « eksen »imiz kaymış gidiyor…

Bugün 19 Mayıs!

Kutlu olsun…

Mutlu olun, mutlu kalın her nerede yaşıyorsanız.

Dinlemek, anlamak, kafanızdan geçenleri aksettirmek için hem cesaretiniz hem de önemli nedenleriniz olsun !

19 Mayis 2012/Ankara

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s