Sahilde can çekişen deniz yıldızı!

Standard


Ama artık o deniz yıldızı yaşıyor…

Yüksek çözünürlük için resimlerin üzerini tıklayınız!

©Nazmiye Halvaşi

Kafenin bahçe kısmında oturuyorum bir arkadaşımla… Telefondaki ses, geldiğini haber veriyor.


Bahçedeyim, hemen geliyorum.

Onunla ilk karşılaşışım bu…

Yaşı, bana yakın olmalı. Orta boylu bir kadın. Özenmiş giyimine, randevusuna gelirken…


Kendisini, kendi tarzıyla ifade etmek istercesine!

‘Yaşlanmak nedir?’ diye sorar insan bazen…

Bana gore yaşlanmak; hayatı biriktirmektir. Orta yaşı geçmeye başladığınızda, gittkçe ağırlaşan bir sırt çantanızın olduğunu farketmeye başlarsınız.

Başlar bel ağrılarınız, kamburlaşır sırtınız…

Sırt çantasındaki yükleri atabilenlerdir, yaşlanmaya karşı direnenler, hayata gülümseyebilenler…

Zaman zaman boşaltmakta yarar vardır, çantadaki yükleri!

Çayını yudumlarken bizimle, kendisini tanıtmaya çalışıyordu. Yüzündeki mimikleri görebiliyorum, ama onu duyamıyordum. O güne kadar böylesine sessiz ve içinden konuşan birisini görmemiştim. Sessizliğinin farkında olsa gerek ki, mimikleri ile destek oluyordu konuşmasına. Kaşları çatılıyor kimi vakit, kızgınlığını hissediyorum. Dudak büküşünden, beğenmediğini…

Müzik mi fazla acaba diye düşündüm bir an. Belki de kulaklarımda bir sorun olmalı! Duyamıyorum onu… İyi de diğer arkadaşımı duyabilmeme ne demeli?

Karşımda oturan bu yaşının telâşı içindeki kadın, bir arkadaşımın arkadaşı. Sizlere çok tanıdık gelecek bir öyküsü var. Boşanmış, bir mesleği, eğitimi yok ve üstelik işsiz. Arkadaşım, karşımdaki kadının çok acil bir iş bulması gerektiğini söylemiş ve kendisiyle buluşmamı rica etmişti, kıramazdım. Belki iş olanağı yaratmak çok zordu ama, en azından biri ile konuşmaya gereksinim duyan bir kadına biraz moral, güç verebilir miydim ?

Daha sakin ve sessiz, boş bir köşe arıyor gözlerim. İçerideki bir masaya geçiyoruz ikimiz, iki kadın. Kadın kadının kurdudur derler ya, öyle değil. Bu hiç tanımadığım kadının yaralarını sarabilmek için buluşuyoruz sadece…

Milyonlarca kadından yalnızca biri o…

Belki sesini biraz yükselttirebilirim umuduyla, duyma sorunum olduğunu söyledim. Ama değişiklik yok, aynı düzeyde devam ediyor.

Mimiklerini okumaya çabalarken, nasıl bir çocukluk ve gençlik, hatta evlilik yaşamı olmuştur, diye soruyorum kendime. Böylesine içinden konuşan, sesini duyulamayacak tonda çıkaran bir kadının, gençlik yıllarında gördüğü baskıyı, evliliğinde süregelen ikincil konumunu hissetmemek olanak dışıydı. Anlamak için de psikolog olmaya gerek yoktu hani…

Öyküsünü dinlemeye çalışırken, aynı zamanda tespitlerimle örtüştüğünü görmek, hiç şaşırtmadı beni… 25 yıllık eşinden boşanalı daha sadece altı ay olmuş. Yıllarca kendi işlerini yapmışlar. Kendi işyerinde “patroniçe” rolünü oynamış ama ne kendisini yetiştirmiş ne de ‘bir gün yalnız kalırsam!’ sorusuna vereceği yanıta hazırlanmış öncesinden…

Lise mezunu, araba ehliyeti yok, zaten araba kullamasını da bilmiyor ve üstelik bir mesleği de yok!

Ama, hemen yarın işe başlamaya gereksinimi var ve hazır hissediyor kendisini.

Konuşuyor, anlatıyor, anlatıyor…

Ben ise düşünüyorum !

Kendisini içine hapsettiği çemberi kırmaz ve karanlığa bir mum yakmazsa, kaybolup gitmeye mahkum, bu vahşi ormanda… Boşanması, işsiz, mesleksiz ve deneyimsiz olması anlaşılır da…

En vahim olanı taşıdığı önyargılar !

Ailesinin ve toplumun kendisine dayattığı öğretilerin altında ezildiğinin farkında bile değil. Tam tersine, o dogmaları yücelttikçe, yüceltiyor!

Kendisine uygun bir iş bulması gerektiğini yineleyip duruyor. Çünkü, ailesinin, akrabalarının, çevresinin ne diyeceğinden çekiniyor. Çalıştığı iş yüzünden küçümsenmek kaygısı var. Bir masası olmalı.

Patlamak üzereyim, ama kendimi tutuyor, sabırla yaşamın gerçeklerini kendisine anlatmaya çalışıyorum. Kendi gerçekleri ile yüzleşmesini sağlayarak belki bu kadını kurtarabilirim, diye düşünüyorum.

Sonra, bir arkadaşımın “ofis elemanı” arayışından bahsediyorum. Temizlik ve çay yapma gibi işler dışında, telefonlara bakacağını ve bunun kaçırılmaması gereken bir fırsat olduğunu anlatırken, o, aile ve çevresinin bu iş hakkında neler düşünebileceklerini tartıyordu kafasında…

Mimiklerinden çıkarabildiğim kadarıyla.!

Aynı düşük ses tonu ile, ‘eğer uygun bir iş değilse, kardeşimin yanında yaşamaya devam ederim, baksın bana…’ demez mi bana…

Yapacağı iş mi?

Yoksa,

Kardeşine muhtaç olmak mı?

Hangisi daha onur kırıcı, farkında bile değil.

Anlatmaya çabalıyorum. İnsanların zaman zaman kardeşine ve/veya herhangi bir yakınına gereksinim duyabileceğini, ama asıl önemli olanın, nasıl kendi ayakları üzerinde durabileceği iradesine sahip olmasıdır, diyorum.

Evet, ama…’ ile başlayan cümleler kurmaya ve âdeta kendisini inandırmaya çabalıyor o…

Bense, az once tanıştığım bu kadını nasıl yaparım da, durduğu noktadan bir adım ileriye götürebilirim, kaygısındayım.

Ayakları üzerinde doğrulabilmenin bilincinde olanların, bunu yapma zorunlu vardır! diye kendi kendime konuşuyorum.

Sessizce,kafamın içinde…

Yüzündeki mimiklerin yerini kaçırmaya çalıştığı kızarmış gözler ve masa üzerine damla damla düşen göz yaşları almıştı. Duygularını başka biçimde ifade etmek için mi acaba?

“Patroniçe” ağlıyordu…

Yarınını düşünmeden yaşadığı o “yalan yılları” geri getiremeyeceğinin farkına varıyordu artık… 25 yıl çevresinde olup bitenden habersiz yaşayan milyonlarca kadından biri olarak, düştüğü çaresizliğin içinde bir çıkış yolu arıyordu.

Kendi parametrelerinde, benimsediği kurallara uygun şekilde. Oysa, kendisine demeliydim ki; Yaşam sana her zaman “kendi kurallarınla” ayaklarının üzerinde dik durma fırsatı yaratmıyor ki!

Masadan kalkarken, sanki az önceki kadın gitmiş, yerine bir başkası gelmiş gibiydi. Hâlâ çok sessizdi… Bastırılmış kişiliği onu kıskıvrak yakalamış, kolları, zincirleri arasında hapsetmişti. Çaresizliğinden kurtulabilmenin bir yolu yok muydu ?

Öncelikle, zincirlerini kırması gerekiyordu!

Dört gündür düşünüyorum o kadını. Önceki gün, gönderdiğim ofiste iş görüşmesi vardı, beni aramadı. Nasıl geçmiş ve sonuçlanmıştı acaba? Benim tavsiyemle görüşmeyi kabul eden arkadaşım neler düşünmüştü, görüşürken? Sesini bile duyuramayan, sadece mimikleri ile kendisini ifade eden bir kadını işe alır mıydı? Oysa ben ‘al, almalısın…’ demiştim arkadaşıma.

Ve, bugün aradı beni. Teyzesini kaybettiği için cenaze telâşı arasında arayıp bilgi veremediğini anlatırken, mahçuptu. O da ne, sesini ahizede son derece net ve yüksek tonda işitiyorum. Yüzyüze değil, telefonla konuşsaydım keşke ! İyi de, yüzündeki mimikleri telefonda görmek mümkün değil ki ! Ama o mutlaka bir psikolojik destek almalı, diye düşündüm yeniden.

Görüşmesini çok iyi geçtiğini heyecanla anlatıyordu telefonda.


– ‘Beni siz gönderdiniz diye tercih edecekler, ah bir de unutmayıp mesai saatlerini sorsaydım.’

Mesai saatlerini bırak, işine dört elle sarıl, telkininde bulunurken, onun artık yeni işi sayesinde yaşama sarılacağınına inanıyordum. Hesabını ödeyecek, yediği yemeği tadını öğrenecek, belki hovardaca alacak elbiselerini, ayakkabılarını. Çocuklarını şımartacak gönlünce. Elini cebine attığında, parasını hissedecek, elleyecek. Alın teri ile kazandığı kendi parasını…

Ve…

Gülümseyecek yaşama ! Belki de kahkahalar atacak, mutluluğunu anlatırken. Mimikleri ile değil, değişmiş, kendine güven dolu sesiyle…

Günümü, diğerlerinden farklı kılan, daha güzelleştiren bir telefon konuşmasıydı bu. Bir kadına daha yardım edebilmiş olmanın mutluluğunu nasıl anlatsam ki ? Tıpkı, o sahilde can çekişmekte olan deniz yıldızını ellerimle yeniden sulara bırakırken, yaşaması için kendince dua eden çocuk gibi hissettim kendimi.

Ve o deniz yıldızı yaşıyor, dedim kendi kendime…

Şimdi mutluluğumu demleme zamanı!

Mutlu olun, mutlu kalın, her nerede yaşıyorsaız. Bulduğunuz deniz yıldızlarını yeniden geldikleri sulara bırakmayı da ihmal etmeyin. Sizin deniz yıldızının yaşasın ki, yaşamasının mutluluğunu demleyebilesiniz.

 
25 Mayis 2012/Ankara

One response »

  1. Dünyaya güzellik gelsin tabutu istemem,
    Kul kula gerek, kul hakkı istemem.
    Güzelin yüzünü görsem, ayna istemem,
    İşte dostlar ben meyve verecek güzele aşığım…

    Yazınızda güzellikleri sergilediğiniz için teşekkür ederim. HARİKAYDI.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s