Dünyadan Gerçek Kadın Öyküleri.- 1 –

Standard

“Psikolojik ve ekonomik şiddet” dunyanin her yerinde !

©Nazmiye Halvaşi

Kadınlar çocuk gibidirler; onları kucaklayarak güvende olduklarını hissettirebilirsiniz. Şimartarak da sevgisini, coşkusunu ifade ettirebilirsiniz. Üzerek, dünyasını karartır ve onları kaybedersiniz. Yaşamdan silinmelerine yol açabilirsiniz!

Durakta beklerken, tanınmamaya gayret edişini tahmin etmek zor degildi. “Merhaba” bile demek istemiyordu, hiç kimseye… Hızla otobüse bindi, koltuğuna oturdu, başını çevirip, dışarıya bakmaya başladı.


Arka koltukta oturan arkadaşı, onun hareketlerini izliyordu… Kederli ve hatta  kaygılıydı.


Sarışınlar ülkesine göç etmiş, uzun siyah saçları ve güneş yanığı koyu teniyle yabancı olduğu hemen farkediliyordu. Güzel ve genç bir kadındı…


Merhaba’ demedi arkadaşı. Sakladığı üzgün yüzünün görülmesini istemediğini hissetmişti.


***


İlk kez karşılaşacağı konuklarını en iyi şekilde ağırlayabilmenin telâş ve heyecanı içindeydi, ev sahibesi… Bir oraya, bir buraya koşuşturuyor; fırındaki çörekleri gözlüyor, masanın düzenli görünümünü de yeniden göz ucuyla denetliyordu. Herşey mükemmel olmasa da, yakın olmalıydı.


Bu ülkede anlamaya zorlandığı o kadar çok şey vardı ki ! Benliğinden kopmadan nasıl becerecekti, bilemiyordu…


***


Göçmen” kişi kadın ise, erkekten daha fazla, karışmış bir sorunlar yumağı içinde kaybolmuş hisseder kendisini… Çözmek, içinden çıkabilmesine yardımcı olmak gerekir.


İşte bu görev bazen bir baska kadına düşer…

Ona öğretmen demek sanıyorum haksızlık olur. O; daha çok bir arkadaş, dert ortağı, sorun çözücü, yol gösterici, vermeyi ve paylaşmayı seven bir insandır. Yaşamda, böylesine sevecen ve olgun bir insanı tanımak pek mümkün değildir. Bu yüzden kendisiyle iyi anlaşıyorduk.



Genç kadın gecikmeli olarak sınıfa geldiğinde, “öğretmen” bana doğru baktı. Anlamıştım, genç kadınla benim ilgilenmemi bekliyordu. Gözlerinden ne demek istediğini hemen anlamıştım. Sorunları çözemediğim durumlarda, kendisine danışıyordum.


Uçakla, en az 12 saat uzaktaki ülkesinden, sarışınlar ülkesine “düşen” bu asyalı genç kadının yanına gittim. Başını önüne eğmiş, içten içe ağlar bir tablo çiziyordu sanki ! Çenesine yavaşça dokunup, başını kaldırdım. Evet, nemli gözlerle bakıyordu bana… Sonra birden, artık önleyemediği gözyaşlarını salıverdi. Kucakladım onu…



Çünkü bir kadını ancak başka bir kadın anlar. Kadınlar çocuk gibidirler. Onları kollarınızın arasına alıp, güven aşılarsınız. Şımartır, içinde birikmiş dışa vurmakta zorlandığı sevgisini, coşkusunu salıvermesine yardımcı olursunuz. Üzülmesine yol açacak hareket(ler)le de, belki de zaten üzerine çokmüş karamsarlığını daha da arttırır, bir bakıma onu yok edersiniz.


***


Konuklar gelmiş, ilk çaylar yudumlanmaya başlanmıştı bile. Tercihlerini alkolden yana kullanan eşleri kendi aralarında sohbet ediyorlardı. Ev sahibi adamın alkolle arası yoktu. Sohbete katılmakla yetiniyordu.


Ev sahibesi ise, kendisinden daha “kıdemli” misafirine ardı ardına sorular soruyordu. Öğrenmesi gereken o kadar çok şey vardı ki !



Ondaki özelliği de  farketmişti hemen… Ekonomik durumunun güçlü olduğunu anlamıştı. Hatta kocasından da üstündü bu alanda. Almıyor, veriyordu. Bu ekonomik bağımsızlık ve güçlülüğün bir kadında nasıl bir özgüven yarattığını da hafızasına derhal kaydetmişti..


Bir çırpıda anlattı konuğu, neler yaptığını… Ev sahibesi konuklari gelmeden önce kocasının anlattıklarini düşünüyordu.. Altıncı eş olduğunu biliyor muydu acaba ? Gariptir ama, erkeklerin çok güçlü dedikodu alanları vardır. Sürekli kıyaslama yapmaya bayılırlar, âdeta… Sanki böylece diğerlerinden üstün olduklarını göstererek, bundan büyük keyif alıyor olmalılar !


Adam beş parasızmış. Üstelik alkolikmiş. Bir baltaya sap olabilmek için çaba da göstermiyormuş. Çocuğu sayılabilecek bir kadınla evlenmiş. Hani kötü dille tanımlansa, kimileri “pedofil” bile diyebilirmis. Görüşmeye değer biri olmasa da, arada temas etmek de ne yazık ki gerekiyormuş. Bazen kendi yapmak istemediklerini ona yaptırabiliyormuş.. Zaten o buna hayranmış..!


Ev sahibesi bunları dinlediğinde, küçük dilini yutacak gibi olmuştu. Neyseki kapının çalınan zili yetişmişti imdadına…


***


Otobüsten inmiş, evine varmış, akşam yürüyüşü için giyinip çıkmıştı… Duraktan geçerken, yine o kadını görünce şaşırdı. “Görünmez” olmaya çalışıyor, üzerindeki keder ve kaygıyı atamadığı hemen anlaşılıyordu. Kendi kendine sordu; bu saatte böyle nereye gidiyordu ki? Yaklaşıp sormayı düşündü ama sanki gizli bir el onu durdurdu. Oysa, geçen ay evlerinde verdiği doğum günü partisinde ne kadar da mutlu görünüyordu. Dünya güzeli bebeği ve eşi ile… Belki aralarında biraz “zıtlık” vardı ama, bunun sadece fiziksel olduğu izlenimi yaratıyordu insanda. Aralarındaki uyumun da mükemmel olduğu gözüküyordu. Yoksa sahte miydi? Durağa yaklaşmadan uzaklaştı, yürüyüşünü tamamladı,  eve döndüğünde anlattı olanları. Oldukça rahat ve aldırmaz bir tavır ve yorumla karşılık aldı; normaldi bunlar, yabancılarla evlenen erkekler genelde ve ekseriyetle de Uzak Doğu’dan genç kadınları getir(t)iyorlar ve ülkede kalabilmelerini âdeta önkoşullara bağlıyorlar. İstediklerini yaptırıyorlar. Artık, kendilerini tatmin edecek ne tür “hizmet” gerekiyorsa… Oturma izni veya vatandaşlık almalarına sıra gelmeden, ortada bırakıp, terkedenler bile vardı. Ama o öyle değildi.. Kadının kendini şanslı hissetmesi gerekirdi..


Şaşırmıştı kadın, ne kadar da olağan bir biçimde anlatıyordu bunları… Normal bir insanın bu davranışları için ona minnet duymasını istiyordu âdeta..


***


Ders bitmiş, kantine inmiştik. Derdini deşmek istiyordum usul usul… Artık ağlamıyordu. Eşi ile ayrıldıklarını, çocuğu ile ortada kaldığını, oturma izni bile bulunmadığını anlattı. Yardıma gereksinimi vardı elbette… Gerçek ama bu gibi durumlara sıkça rastlandığını evdeki konuşmamdan anladığım için bu dram sarsmıştı beni ve de elimden bir şey gelmediğini farkındaydım. Sorun beni aşıyordu. Uluslar arası Göçmen Kadınları Derneği’miz vardı, veya öğretmenimiz.  Tam da ona gereksinimiz vardi ki koridorda görundü. O da evine gitmek üzere çıkıyordu. Bizi farkedince durdu. Bakışlarımdan durumun karmaşık ve hatta vahim olduğu mesajını almış olmalı ki yanımıza geldi. Oturdu.


Genç kadın artık emin ellerdeydi. Bunu hissettiğini gözlerinden okuyordum.


***


Konuklarını uğurladıktan sonra ortalığı toplamaya başladı evsahibesi. Adam damdan düşercesine sordu; ne anlattı kadın ? Çok hırslı birine benziyor?



Hırslı mı ! Nasıl olmuş da böyle bir kanaat edinmişti ?


Hiç evde durmuyormuş, sürekli okulda ve sonra da iş arayışındaymış. Ürkütücü bir hırs bu !


Aman Tanrım, diye geçirdi içinden kadın… Bütün bunları kadının kocasının anlatmış olmasıysa şaşkınlığını daha da artırmış, hayrete dönüştürmüştü !


Adam devam ediyor; dil öğrenir, oturma izni ve vatandaşlığı da alırsa, işe de girer ve sonra da kocasını terkeder bu kadın


Oysa, son derece mantıklı bir davranış biçimi değil miydi, kadınınki? Elbette dil de öğrenecekti, iş olanaklarının peşinde de koşacak, oturma izni almaya da çalışacak ve sonra da vatandaşlık… Anormallik neresindeydi bunun ? Hırs ile ne ilişkisi vardı kadının davranışının? Kendisini düşündü birden. Aynı yoldan ilerlemeyi plânlamamış mıydı ! Peki bu durumda karşısındaki “amma da hırslıymışsın haaa!” diye tepki mi gösterecekti yoksa ? Kendini tutamadı itiraz etti; bence kadın kocasını seviyor. Düşüncelerinde yanılıyorsun.


Güldürme beni. Babası yaşında bir adam. Beş kez evlenmiş, boşanmış, her seferinde çocuk peydahlamış, devleti dolandırarak yaşayan biri. Bu ayyaşla niye evlendi bu kadın? Elbette, bu ülkeye gelmek ve kendi ülkesindeki kötü koşullardan kaçıp, kurtulmak için…


Tartışma giderek sertleşti ve buz gibi bir havada bitti gece !


Ama iyi de olmamış değildi. Bu sözleri işitmek, içindeki alarm zillerini çaldırmış,  ayağını denk almalısın kızım’ uyarısı yapmıştı üzerinde.


Acaba, okul zamanları sürekli yurt dışına çıkmaları da önceden plânlanmış bir olay mıydı? Dil öğrenmesini istemiyordu, yardımdan kaçınıyordu bu konuda.


Yoksa terkedilme korkusu mu?


Ya da kadını, âdeta bir “köle” gibi kendisine muhtaç etme anlayışı mı?



Üstelik, ‘sen evde olduğunda huzurluyum, daha rahat çalışıyorum garajda, hobilerimle uğraşabiliyorum’ demesini şu şekilde mi yorumlamak gerekiyordu ; dışarıda dolaşmanı hiç sevmiyorum, seni eve mahkum etmek istiyorum ! Adam, amiyane tabiri ile “fabrika ayarları”na geri dönmüştü ! Oysa kadın, ülkesini, işini, sosyal yaşamını, kısacası herşeyini terketmiş, evini onun evine, evlerine taşımıştı. Geri dönülemez bir yola mı giriyordu ! Gece uyuyamadı. ‘Bu ülkeye gelmek, kalmak, yerleşmek içindir mutlaka!’ anlamına gelen sözler yankılanıp duruyordu kulaklarında. Doğru değildi, olamazdı bu ! Kadın, sevmiş de olamaz mıydı, sorusunu sordu durdu sabahın ilk ışıklarını görünceye kadar.


***


Otobüs durağında üçüncü karşılaşmalarıydı… Bu kez kaçırmamıştı gözlerini, yanında boş olan koltuğa oturmasını da yadırgamamıştı. Kocasının evden kovduğunu, çocuğunu görmek için eve döndüğünü, kalabileceği bir yer aradığını, belediyeye gidip, sosyal servisle konuştuğunu anlattı. Dünyanın hangi köşesinde olursa olsun, kadınların sorunlar yaşadığını, o da biliyordu artık. Kendi ayakları üzerinde durmaları gerektiğini anlamıştı. Bütün bu hissettiklerine karşın, umudunu kaybetmemesini, mutlaka kalacak bir yer bulunabileceğini söyleyerek, teselli etmeye çalıştım kendisini.


***


Öğretmen devreye girmişti bile. Eşinden boşanmış, kapı dışarı edilmiş, ülkesine gönderilmek uzere sınır dışı edilmek üzere olan diğer genç kadına oturma izni verilmesini sağlamıştı. Artık, belediyenin sağladığı sosyal yardımla, oğlunu yanına alıp kendi hayatını kurguluyordu… Aradan bir yıl gecmişti ki onunla alışveriş merkezinde karşılaştım. Yanında oğlu ve genç bir adam ve parmaklarinda yüzük vardı. Yeniden evlendi ve şimdilerde cok mutlu bir hayatı var..

***


Evinden kovulan kadınsa kocası ile barıştı. Vatandaşlığa bile geçti. Şimdilik sorunsuz gibi görünüyor evlilikleri !


***


Terkedeceği iddia edilen kadının evliliği hâlâ devam ediyor… Dil öğrendi, işi de var artık…


***


Kadının erkeğini terkedeceğinden emin gözüken kişi mi? 


Bu öykuleri yazmaya eşi ile karşılaştığımda ve onu bütün gün dinlediğimde karar verdim. Ayrılmışlardı…



Adamın, yalanlar üzerine bina ettiği iç dünyası âdeta çöküvermişti. Kadınsa, kendi hayatını yeniden kurmuş ve üzerinden sanki bir yük kalkmış gibiydi.


Adam, küçümsediği kişinin kendisinden beklenilenin daha fazlasını kadınına verdiğini saptayınca daha da batmış, bir tür bunalıma kaptırmıştı kendisini.


O kişiye karşı duyduğu kıskançlıktan dolayı mı bilinmez, bu kez de kendisi, kızı olabilecek yaştaki biriyle dördüncü kez evlenmisti.  Belki yeni eşi, geçmiş öyküyü/öyküleri yaşayanlardan biri olacağını geç bile olsa sonunda farkedecek (miydi?).


Ne zaman mı?


Adamının “fabrika ayarlarına” dönmüş halini görünce. Simdi; yeni bir genc kadin – yasli adam öyküsü yaşanmakta diyor gelişmeleri yakından izleyen kadın..  Günü gelince bir başkası yazar belki onların öykülerini de.. Ve adam, sürekli geride bıraktığı izleri, çevresini de kullanarak yok etmeye uğraşmakla meşgulmüş. Ayrıldığı eski eşi ise, adamın el koyduğu eşyalarını almaya cabalamakla boğuşmakta.. Bir baska kadının kendi eşyaları ile yaşamasını içine sindirmeyi beklemek kadar zor iş olmamalı bu dünyada !


Daha çok şey anlattı kadın… Bir bedende iki ayrı ruh taşıyan eski kocasının yaptıklarını, ayrıntısı ile, içini dökercesine aktardı ! Ne de çok acı sığdırmış yaşamına ! Nasıl olmuş da, birlikte yaşarken farketmemiş, tüm bunları…


Şaşırmak gerekiyor !



Kadının öyküsünü dinlerken, diğer kadınları da düşündüğümde, toplum içinde “normal” gibi görünen ama bir süre beraber olunca, karşısındakinin gerçek kimliğini ve ne kadar sorunlu bir insane olduğunu gördüğünde, içine düştükleri halet-I ruhiyeyi daha iyi anlıyorum !


***


Yaşamım boyunca, dünyadan onlarca farklı kadın öyküleri dinledim.


İnsanın içini yakan, acıtan ve hatta infial ettirecek sınırları zorlayan öyküler !


Bu öyküleri yazmaya devam edeceğim !


Diğerlerine – okuyanlar için – ders olsun diye…


Sevgiyle kalın, hep mutlu yaşayın.


Ve unutmayın ki, kadınlar çocuklar gibidirler, sürekli ilgi beklerler, sevilmeyi, şımartılmayı isterler.


İşte o zaman, onlar da karşılarındakine sevgilerini sınırsız açarlar.


Kilit ve anahtar gibi !


Ankara, 11 Ağustos 2012


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s