Yeni CHP Halkın iktidarını istiyor…

Standard


Din, dil, ırk, renk farkı gözetilmeyen, herkesin kendisini birinci sınıf vatandaş hissedebileceği bir Türkiye tahayyül edebiliyor musunuz ?

©Nazmiye Halvaşi

Bugün (14 Ağustos Salı), TBMM’de, Olağanüstü Grup Toplantısı’nda, kürsüde konuşan Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nu dinlerken ; eğer Yeni CHP demek bu ise, ben de Yeni CHP’yi tercih ederim, dedim kendi kendime…

Hatta daha da ileri gidip, « En Yeni CHP » bile diyebilirler !

Oysa biliyorum ki, CHP’yi eleştirmek isteyenlerin yükledikleri anlamlar açısından, YCHP tabelası asan bir parti yok ki ortada… CHP, sadece olması gibi davranmaya başladı, olay bu sadece… Sorunun olduğu her yerde, halkla buluşan ve çözümleri paylaşan bir parti olma yönünde hızla ilerliyor !

Diğerleri « kurtuluşlar »ını dışarılarda ararlarken…

Son günlerde, ülkemizde peş peşe yaşadığımız başdöndürücü hızdaki olaylar, akıl bulanıklığına ve hatta tabiri caizse, beyinlerin konserveleşmesine neden oldu sanki ! Birileri pirincin taşını ayıklama çabasındayken, diğerleri sürekli avuç avuç taş atıyordu pirince !

Haydi, şimdi ayıkla pirincin taşını da görelim, dercesine…

Bileniniz, anlayanınız var mı hiç, Hillary Clinton Türkiye’ye niçin geldi ?!

Öyle tv’lerin, yazılı basının pompaladığı türden haberler işitmek değil amacım. Kapalı kapılar ardındakileri işitebilenler, arka plânlardakileri görebilenler yazsa da anlasak, demek istiyorum !

Türkiye, daha düne kadar Suriye ile dost bir ülke değil miydi ?

Şimdi ?

Düşman…

Marifet, düşmanı dost kılmaktır, değil mi ?

Dostu düşman etmek kadar kolay iş yoktur ki !

Başbakan ; ‘Suriye halkının üzerine bombalar yağarken, kadınlar tecavüze uğrarken…’ diye söze başlıyor, ardından da ‘ne yani susup beklememizi istiyorsunuz yoksa ?’ sorusunu sorarcasına da bitiriyor konuşmasını !

Oysa, Türkiye’nin sınırından dışarı çıkıp, içeriye doğru baksa, hiç kuşkusuz aynı tabloyu görecek, Suriye tipi olayların kendi ülkesi içinde de yaşandığını – bilmediği takdirde – tespit edece belki…

Konuştuğum farklı siyasi görüşlerden isveçliler, yıllar önce benzer eleştirileri yapmışlardı.

Eleştirilere yanıt genellemesi mi ?

İyi ama dostlar, bizim üzerine bomba yağdırdığımız yurttaşlarımız değil, teröristlerdir. Türkiye’yi parçalamak istiyorlar. Yoksa sizler de mi parçalanmasından yanasınız !

O eleştirenler belki de şimdilerde şu soruyu sormakla meşguller kendilerine ; Esat’ın kendi ülkesinde yaşananlar da Türkiye’dekinden farklı mı ?

Ama bizim ülkemizde kadınlara uygulanan şiddet ve tecavüz « töreler » gereğidir !

Sahi mi ? Bildiğimiz kadarıyla, tecavüzün ve şiddetin töresi olmaz da !

Sorulara yanıtlar, hiç merak etmeyin aynı « pişkinlik »le ve yüzler kızarmadan verilecektir.

Hiçbir nedeni yokken, sadece ABD’nin kendi çıkarları için aldığı kararlara « taşeronluk » yapan bir parti, sınır komşusu ile savaşacak noktaya getirdi ülkemizi…

Nereden ?

İki seçenek var ; ya ‘dün dündür, bugün bugün’ politikasına dönmek ; ya da karşısındakini güç duruma düşürünceye kadar « takkıyye » yapmak !

Bence ikincisi…

TBMM tatilde !

Hangi ülkede görülmüş bu kadar uzun yaz tatili ?

Örneğini verebilirler mi ?

Üyesi olmak istedikleri Avrupa Birliği’nde en az bir, en fazla 1.5 aydır ! Üstelik, bir de resmî günleri ve dinî bayram tatillerini dahil edersek Türkiye’deki bir milletvekili neredeyse üç ay tatil yapıyor, diyebiliriz !

Çalışan vatandaş 20-30 gün arasında, o da maddî olanağı varsa, tatile çıkarken !

Aman canım önemli mi hiç, nasıl olsa ABD Kongresi çalışıyor, yönetim 50 yıl sonrasının plânlarını bizim için de yapıyor. Bizi de içine katarak elbette

CHP, meclisi zamanlaması son derece uygun bir anda olağanüstü toplantıya çağırdı.

Alacağınız « kararlar »ın yeri Washington değil, Ankara’dır. Ankara’daki meclistir. Millet iradesinin teslim edildiği parlamentodur…

CHP, bu mesajı vermek istedi. Devlet olmanın hiçbir koşulda « kaçılmaması » en zorunlu gereğinin, hakimiyetin kayıtsız ve şartsız sahibi olan milletin olup bitenlerden haberdar edilmesi, temsilcilerinin oturduğu mecliste yapılacak konuşmalarla bilgilendirilmesi, kısacası, iktidar partisinin hesap vermesi olduğunu bir kez daha anımsatmaya çabaladı.

Şeytanın bile aklına gelmeyecek sudan bahanelerle davete icabet etmekten açıkça kaçtılar.

Kimler ?

Liderin tek söz sahibi olduğu AKP ve MHP

Hadi AKP’yi anladık. Çoğunluğu elinde tutan iktidar partisi. Rotası da zaten belli ! Artık, kimsenin ‘acaba kafalarının ardında gizli plânları mı var ?’ diye sormasına bile gerek yok ki ! Son derece « şeffaf » oynuyorlar, oyunlarını…

İyi de, ya Milliyetçi ( ! ) Hareket Partisi’ne ne demeli ?

Sanıyorsanız ki, MHP de PKK gibi terörün bitmesini, Kürtlerin daha iyi bir yaşama kavuşmalarını sağlayacak düzenlemeler yapılmasını istiyor, yanılgı içine düşmüşsünüz, diyebilirim.

Teröre karşı savaştan her tabut geldiğinde, taraftar çoğaltıyor. Kaybettiği oyları « mıknatıs » gibi yeniden çekmeye çabalıyor !

Tahmin edebiliyor musunuz ne kadar vahim bir tablo !

MHP’nin söylemlerinden, « muhalefet » anlayışından, terörü ve PKK’yı çıkardığınızda geriye ne kalacak ki ?

Yarım asır dillerine doladıkları « Turan » teranesi mi ?

CHP, gelin bu sorunu çözelim, akan kanlar dursun, iki tarafın da anaları artık ağlamasınlar, dedikçe ; çözüm adresleri gösterdikçe iki parti de kaçıyor.

Niyetleri yok ki !

En basit sorunların üstesinden gelebilmek için bile, karşınızdakinin veya ilgili tarafların bir araya gelmeleri mi gerekir, yoksa sürekli olarak kaçmaları mı ?

Bugün bu vahim ve aklıselim sahibi her bireyi karamsarlığa düşürecek bu tabloyu çizenler de yine AKP ve MHP değil mi ?

Kara yağlı boya ile…

Sosyal medyada, inanılması güç bir « oldu-bitti » söylemleri kargaşası var. Kimse Türkiye’nin bölünmesini istemiyor. CHP’lisi de, MHP’lisi de…

Peki isteyen hiç mi yok ?

Oldu da bitti, maşallah…’ dercesine ?

Yanıtını kolayca verebileceğiniz gibi, GPS’e ihtiyaç bile duymaksızın karşınızdakine, adres de göstereceksiniz.

İsteyenlerin kuyruğuna yapışıp, sağa sola bak(a)madan ilerleyenler de cabası.

At gözlükleri mi takmışlar acaba !

Kana susamış intikam söylemler, tek bir « çözüm önerisi » bile içermeyen konuşmalar, futbol takımının fanatikleri gibi, hınç dolu bağırmalar…

Hepsi bu…

Seçim sonuçlarını gösteren haritaya bakıyorum ; hani resmen bir bölünme söz konusu olmasa da, de facto bölünmüşüz zaten ! Ülkenin bir bölümünde, coğrafyasında CHP yok. BDP ?

Var…

Bu gidişle de, önümüzdeki seçimde AKP de ol(a)mayacak !

İyi de kim böldü bu ülkeyi bu şekilde ?

CHP siyasetçisi olarak, partim adına soruyorum ; kimler CHP’nin Türkiye’nin seçim haritasından silinmesine yol açan politikalar izlediler, düne kadar ?

Acaba, günümüzde haritaya baktıklarında, durumun hiç de sağlıklı bir sonuç olmadığının farkına varıyorlar mı ?

Kendilerini « savunabilecek » ve CHP’lilerin yanısıra, genelde milleti ikna edebilecek gerekçeleri var mı ?

Ne zaman ki, ülkenin bütün coğrafyasında, süregelen sorunlar ve çözümsüzlük dayatmalarına siyasi partiler birlikte karşı dururlar, ortaklaşa çözümler oluştururlar, işte o andan itibaren Türkiye’de sağlam bir siyasal temelin atıldığından ve çağdaş demokrasiden söz edebileceğiz.

Birbirimizi kandırmayalım ve dünü de aman unutmayalım !

Benim gibiler, barış istiyorlar, huzur istiyorlar, istikrar istiyorlar.

Bir annenin, oğlunun askere gitmeden önce ve gittiğinde nasıl bir ruh haline girdiğini en iyi bilenlerdenim.

Bir oğlum daha olsa, onu da bu vatana feda ederim.’ diyebilen anne ve babalar, hiç merak etmeyin, Kurtuluş Savaşı yıllarında kaldı artık…

ABD’nin çıkarları uğruna ölecek tek bir evlâdımız bile yok !

Terör belâsından beslenen kan emicilere, silâh üretenlere ve de onların silâhlarını pazarlayan, ölen, şehit olan gencecik çocukların tabutları üzerinden beslenen, « tüccarlar » için feda edilecek tek bir evlâdımız yok !

Bu karanlık tablonun artık insanın içini açacak renklere bürünmesi zamanı çoktan gelmiştir.

Başta terör, bu ülkenin dibine yerleştirilen ve her an uzaktan kumandayla patlatılmaya hazır dinamit gibi sorunları, milletin meclise gönderdikleri tarafından acilen çözülmesi şarttır, kaçınılmazdır.

Yoksa, « güvenlikler »ini kaybetmiş olurlar !

Seçmen oy pusulası ile birlikte, noterden tasdikli gerektiğinde « kaçma hakkı »nı kullanabilsinler diye izin belgesi de vermemiştir ki !

Daha Mustafa Kemâl yaşamdayken, dost olmaya başladığımız düşmanlarımız ile bugün neredeyse yediğimiz içtiğimiz bir. Peki yıllarca, o kadar insanın ölmesine sebep olanlarla barış içinde yaşadık da, yine o Kurtuluş Savaşı’nda ayrım gütmeden birlikte göğüs gerenler arasında mı barış tesis etmekten aciziz ?

Kürt halkını genelleştirip, topyekün aynı kefeye PKK etiketiyle koyan ve ırkçılığı tırmandırıp, sürekli nefret kusanları kesinlikle anlayamıyorum !

Terör bir tür kanser gibidir ! Erken teşhis ve tedavi, tümörün kuşatılmasını sağlar ve bedenin diğer organlarına yayılma teşebbüslerini kırıp, geçer.

Tutarsız politikaları bırakın, çözümden yana olmayanların desteğiyle 30 yıldır bir « kanser » tedavi edilememiş, tam tersine yayılması karşısında « doktorlar » vurdumduymaz davranmışlar, sadece ve sadece kazanacakları paraları düşünmüşlerse, bu durumun müsebbibleri ortaya çıkarılıp, millet önünde teşhir edilmelidirler.

Günümüzde nefes alamıyoruz !

Kürt’ünü bırakın, Türk’ü, Gürcü’sü, Laz’ı, Çeçen’i, Alevi’si, başka inançlardan olanı ve Türkiye/Anadolu zenginliğinin birer parçası olanların hepsi nefes tıkanıklığı yaşıyor !

Her ilde, ilçede, beldede yeşil alanlar yok belki ama, « ŞEHİT MEZARLIKLAR »ı mutlaka var. Olmayan yerlerde de âdeta hazırlıklar yapılıyor, kurulması için…

Gelecek seçimlerde aday olacaklar herhalde, icraatlarının başında, birbirinden güzel yarattıkları şehitlikleri, şehit ailelerine nasıl sahip çıktıklarını balladıra ballandıra anlatacaklardır.

Utanmaksızın…

Belki de çocukları bile olmadığından ; bir annenin, bir babanın « Vatan, Millet, Sakarya » sloganları atılarak oğullarının nasıl bağırlarından koparıldıklarının farkında bile ol(a)mayacaklar, diğerleri gibi, asker oğullarının sağ salim dönüşünü beklerken gecirdikleri uykusuz geceleri bile yaşamayacaklar.

Zaten yolunu bulan, işini uyduran veya varlıklı olanın erkek çocukları tatil geçirircesine askerlik yapmıyorlar mı ?!

Diğerlerinin önemi mi var hiç !

Sanki değer ölçebilecek olgunluğa ve koşullara sahipmişler gibi…

Barış istiyorum…

Barış istiyorum…

Barış, barış, lütfen barış !

Ülke çapında barışı, barış için acil çözümü istemeyen, çaba gösterenleri desteklemeyenlere da ister siyasetçi, ister sivil toplumu temsil etsinler, isterse katı milliyetçilikleri yüzünden barışçıl davranmayı zul addedenlerin indimde kesinlikle yerleri yoktur. Saygı bile duymuyorum kendilerine artık !

CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün kaçırılması kime yaramıştır ?

Bu olay ; terör örgütü ne kadar güçlü olabileceğini, devlete meydan okuyabileceğini ve güvenlik kuvvetlerinin güçsüzlüğünü, acizliğini gözler önüne sermedi mi ?

Listelerinde « terörist » sıfatıyla kayıtlı PKK’yı yeniden « muhatap » alırcasına, AB’nin ‘Aygün’ü serbest bırakın’ çağrısı yapmasını da sağlamadı mı örgüt?

Kim ne derse desin, bu bir başarıdır !

PKK, hem bu, hem de diğer eylemleri ile âdeta « devlet » kurmuş izlenimi yaratmıştır !

Yasal gözaltı süresi olan 48 saate riayet ederek Aygün’ü serbest bırakması da cabası…

Yukarıdaki satırlar, PKK propogandası yapıyorum anlamına kesinlikle alınmasın. Ne ben böyle bir davranışta bulunabilirim, ne de PKK’nın bana ihtiyacı vardır. Sadece edindiğim izlenimlerden çıkardığım sonuçtur !

Hüseyin Aygün’ün kaçırılması olayı üzerine yapılan eleştirilerden hareket edip, empati kurmaya çalıştım. Benim başıma böyle bir olay gelseydi nasıl konuşurdum, sorusuna yanıt aradım. Barışı savunmasını o kadar iyi anlıyorum ki ! Giderek anlamsızlaştığının belki de dağdakilerin de farkında olduğu terörün bitirilmesini onların da isteyebileceklerini de anlayabiliyorum.

Yönünü şaşırmış serseri bir mayın gibi nereye sürüklenip, patlayacağı ve kendi toplumundaki insanların bile daha fazla kanlarının döküleceği bir ortamda, hatadan dönmenin zamanı herkes için gelmedi mi ?

Kürtlerin de topluca, üzerlerindeki tüm baskı, yıldırma, korkutmaya karşı duruş sergilemeleri ve ‘daha fazla kardeş kanı dökülmesin, oğullarımız dağlardan inip yanıbaşlarımıza gelsinler, anneler ağlamasın’ diyerek ortak tavır koymaları gerekmekmiyor mu !

Hüseyin Aygün’ün aktardıklarının doğru olduğuna inanmak istiyorum.

Bu olayın « düzmece » olduğunu iddia edenleri haksız çıkarsın istiyorum.

Doğru sonuca, yanlış sapılan yoldan gidilemeyeceğini herkesin artık belleğine kazımasını istiyorum.

Çok şey mi hâyâl ediyor ve gerçekleşmesini arzuluyorum !

Mutlu olun ve mutlu kalın, her nerede yaşıyorsanız.

Barış istemekten de asla vazgeçmeyin !

Eylemleriniz, davranışlarınızla da bunu kanıtlayın…

Ve hatta ‘ben artık kalıcı barıştan yanayım’ diye de benim gibi haykırın !

17 Ağustos 2012

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s