Türkiye “kan gölü”ne dönüşmüş…

Standard

Kan bulaşmış hepimizin üzerine, kimsenin kılı kıpırdamıyor !

©Nazmiye Halvaşi

Okuyun…’ diyor, Ali Şeriati !

Çünkü ; mürekkebin akmadığı yerde kan akıyor ! diye devam ediyor…

Doğru değil mi ?

Gelin yürekli davranıp, itiraf edelim.

Ve…

Okumayan bir milletiz, diye herkesin duyabileceği bir sesle bağıralım.

Elbette, sadece okumakla da adam olunmuyor !

Ne okuduğun, ne izlediğin ve ne dinlediğin önemli…

Sanata, mantığa, felsefeye ne kadar vakit ayırıyoruz, OKUMA HAYATIMIZDA ?

Bu tür değerler tedrisattan kaldırıldığından beri…

Birileri, arkalarını dine dayamışlar konuşuyorlar !

Diğerleri de, Atatürk’e « sığınıp » kelâm ediyorlar !

Hem dine, hem de Atatürk’e zarar verdiklerini bilinçli veya bilinçsiz konuşuyorlar.

TÜRKİYE’de…

İnin bu temel değerlerimizin sırtından, diyoruz.

Dinsiz, Allahsız, imansız suçlama ve hakaretlerine maruz kalıyoruz !

Dini istismar edenler tarafından. Fakat, Kemalistlerin alkışları patlıyor, bakıp durumumuza…

Mustafa Kemâl’i ağzınıza sakız etmekten vazgeçin, « erozyon »a uğratıyor, karşıtlarının ekmeğine yağ sürüyorsunuz, uyarıları yapıyoruz.

Bu kez de Kemalistler, açıyorlar ağızlarını, yumuyorlar gözlerini, ne yobazlığımızı bırakıyorlar, ne de batıcı, amerikancı olmamızı ! Bu sefer de, « İslâmcılar »dan ‘çok yaşa sen emi !’ gibi sözlerle, « kamp » değiştirmiş durumuna düşüyoruz.

Oysa demek istiyoruz ki ; o değerleri alın sırtınıza, ağırlıkları altında ezilmeksizin yürüyebiliyorsanız, dikkate alınmaya, önem verilmeye, söyledikleriniz dinlenmeye lâyıksınız !

***

Sosyal medya ile haşır, neşir olmaya başladığımızdan bu yana, bilgi kargaşası, kirliliği, istismarı gırla gidiyor ve her yazılana, dağıtılan sesli veya görüntülü malzemeye inanıp, daha fazla bilgisizliğe, cehalete, peşin hükümlü, önyargılı olan bir topluma dönüşme akıntısına kendimizi kaptırmış gidiyoruz !

Her yenilik karşısında, kendi kültürümüzün arkasına sığınıyoruz.

AB ülkeleri bazında yapılan bir araştırmaya göre « aday » ülke sıfatımızla ilk sırada yer alıyormuşuz !

Cep telefonu ile konuşmaya en büyük vakit ayıran bireyler topluluğu olarak…

Boşuna mı, ‘siz lider ülkesiniz, dünya gücü olmaya ilerliyorsunuz…’ diyorlar ?

Demek ki, haklılar !

Bu kadar zaman ayırdığımıza göre, çok önemli görüşmeler yapıyoruz mutlaka ; iş bağlantıları kuruyoruz, borsada oynuyoruz vs. Diye düşünüyorlardır!

Eh ne de olsa, doktor olmadan ilâç tavsiye eden, reçete yazan, mimar olmadan projeler, plânlar çizen, mühendis olmadan « depreme dayanıklı » binalar inşa eden, barajlar, otoyollar, HES’ler yapan bir millet değil miyiz ?

Daha neler yaparız neler, mutlaka bilincindedirler. Bizlerde bu pratik zekâ ve girişimcilik ruhu ( ! ) olduktan sonra…

Hele bu cennet vatanımıza herkese örnek olacak şekilde bir sahip çıkışımız var ya, yabancıları şaşırtıyor, ağızları açık afallamalarına yol açıveriyor !

Kalan mirası, mirasyedi gibi har vurup kesinlikle harman savurmuyoruz. Kolluyor, yıpranmasın, kirletilmesin, hasara uğratılmasın diye yoğun çaba harcıyoruz! Kısacası; bu değerli mirası ilelebet koruyacak ve gelecek kuşaklara emanet edecek, bizlerin aldığı mirası daha da değerlendirerek miras bırakacak şekle, şekile sokuyoruz !

Değil mi ?

Yanılıyor muyum yoksa !

Biz herşeyi, herkesten daha iyi bilenleriz.

Hükümet kurar, hükümet indiririz, ‘ne olacak bu memleketin hali ?’ sorularına anında çözüm üretiveririz.

A partisine çalışır, oyumuzu verir ; B partisine « değerli » tavsiyelerde bulunuruz. Gerekiyorsa da, doğru yola çekebilmek için onları, kibarca uyarılar yaparız.

Akıllanmıyorlarsa, o zaman da aba altından sopa gösterir, ‘tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir…’ sözünden hareketle, yakarız yıkarız, asarız keseriz !

O kadar dikkatli davranırız ki, duvara, ağaca tosladıktan sonra, ‘yaaa kim koydu bu ağacı, dikti duvarı buraya ?’ diyenlere güler geçeriz.

***

Memleket kan gölü…

Gelin toplayalım milletin serbest seçimle gönderdikleri vekillerinin meclisini, neler oluyor, muhalefet olarak neler yapabiliriz, çözümler sunarız belki, yoksa ortaklaşa sorunların üzerine gideriz, neticeden kendimize pay çıkarmaksızın…’

Anında vatan haini ilân ediliriz !

Meclisten kaçanları da kahraman

Anlı, şanlı basınımızın manşetlerinde !

Gençliğini yaşayamadan, başkalarının yanlış politikaları yüzünden tabuda girenlerin arkasında saf tutarız, gözlerimiz nemlenir, dayanamayanlar hüngür hüngür ağlarlar ve bu tür « ayinler » ile ölenleri geri getireceğimize, çözüm bulacağımıza inandırırız.

Sadece kendimizi mi ?

Öncelikle, « kurşun askerler » gibi saf tutanları, bir elinde mendil, akıl tutulmasına uğradığından dolayı ne düşüneceğini bilemeyen, ekran önünde seyredenleri…

Onları, yan yana dizilmiş bayrağa sarılı tabutlar arkasında saf tutsunlar, taziye ziyaretleri için bir oraya bir buraya koşuştursunlar, tüm Türkiye’yi karışlasınlar, her şehit arkasından mesajlar yayınlasınlar diye mi seçtik acaba ?

Daldığı uykudan fırlayarak uyanan basın, bomba sanki oturdukları « plazalar »ı yerle bir etmişcesine, polisten önce davranır, kanlı canileri derhal buluverir.

Mecliste buluşamadılar ama « Devletin Zirvesi » bir araya getirdi, hepsini…

Manşetleri cabası !

Nerede buluşmuşlar ?

Cami avlusunda…

Cami avlusunda mı, ne yapmak için ?

Onar onar, şehitleri topluca son yolculuklarına uğurlamak için…

Hani, askere gidenleri elleri üzerinde havaya fırlatıp, ‘en büyük asker bizim asker…’ tezahüratı yapan arkadaşları gibi mi ?

Yok canım bu kez bandonun çaldığı cenaze marşını bile yarıda kestirmişler, ortalığa sükun hakim olsun diye !


Aylardan Ağustos, günlerden Cuma
Siyasetçilerimiz, ordusuyla geçti hücuma
Yepyeni bir şevk ile gürledi gökler
Ya Allah Bismillah Allahü ekber
Bu ses insanlığa Hakk’ın müjdesi
Bu sesle birleşir bütün yürekler
Ya Allah Bismillah Allahü ekber
Yiğitler kan döker, Bayrak solmaya
Anadolu’m başlar tek vatan olmaya
Budur Peygamberin övdüğü siyasetçiler, askerler
Ya Allah Bismillah Allahü ekber

Diye bağıranlara yol açmak, teşyi etmelerini sağlamak için…

Yuh çekmek bile gelmiyor içimden !

Hele yüzlerine tükürmek, hiç…

Köseleye dönmüş, duvarlaşmış suratlara, taşlaşmış yüreklere yuh çeksen, tükürsen vız gelir tırıs gider…

İyi de nasıl davranmamız gerekiyor ?

© photocredit

Bütün bu haksız ölümlerin hesabını verdirtmek için !

damda birlikte yatmışız

öküzü hoşça tutmuşuz

koyun değil şu dağlarda

san kendimizi gütmüşüz

hor baktık mı karıncaya

kırdık mı kanadını serçenin

vurduk mu karacanın yavrulusunu

ya nasıl kıyarız insana

özlem ne ayrılık ne

yokluk ne yoksulluk ne

ilenmek ne dilenmek ne

işsiz güçsüz dolanmak ne

gün gün ile barışmalı

kardeş kardeş duruşmalı

koklaşmalı söyleşmeli

korka korka yaşamak ne

kanadık toprak olduk

çekildik bayrak olduk

döküldük yaprak olduk

geldik bugüne

kahrolasın demiyorum

kahrolma da

gör beni…

Diyor şair Hasan Hüseyin Korkmazgil !

Gözü görmeyenin, yüreği görür en azından, umuduyla…

Oysa bilse ki, hem gözümüz, hem de yüreğimiz kör

Sevgili Kâzım Koyuncu, ‘sevgiyi üretmek, var olanı büyütmek gerek…’ demişti !

Besbelli, üret(e)meyen, bırakın büyütmeyi, yok eden olduğumuzu bilmişti de ondan…

***

Üzerimize kan bulaşmış hepimizin.

Kan lekesi yeni teknoloji ile üretilen sabunlarla çıkıyor mu acaba ?

Yoksa, üzerimizdeki kanı temizleyebilmek için ömrümüz yetmeyecek mi ?

Gömleğimizin, elbisemizin daha fazla kanlanmalarını önlemek, yeni acılar yaşmamak için, önce bu kanın akmasını durdurmak gerekmiyor mu ?

Acilen…

Milyonların 1 Ekim meclis açılırken yürümeleri zamanı gelmedi mi ?

On değil, yüz değil, bin değil, milyonlar…

Tıpkı terörü telin etmek, siyasîleri göreve çağırmak için sokaklara dökülen 3 milyon İspanyol gibi. Hükümetin hatalı politikalarını protesto etmek için toplanan yunanistan vatandaşları gibi…

Bizimkileri yerlerinden kaldırabilirseniz elbette !

« Sivil Toplum » ve onu temsil eden kuruluşlar olmak neye yarar ki ?

Şehit cenazelerinin bazılarından, ‘buradan defol’ haykırışları gelmeye başladı.

Kimlere yönelik ?

Milletvekillerine, bakanlara, apar topar kaçma gereği duyan « Devlet Zirvesi »ne.

Çünkü haykıranlar, onları meclise şehit sayısını artırmaları için göndermediler ki !

Çözüm bulmaları, çoluğu ile, çocuğu ile, tüm sevdikleriyle huzur, istikrar, barış, gönenç ve sevgi içinde yaşayacak bir Türkiye’nin, harabeye dönüştürelen binasını onarsınlar diye yolladı !

Çözümün adresini, yolu kaybetmesinler diye de, en aptalın bile anlayacağı şekilde tarif ederek.

Onca yabancı dil bilmelerine karşın, halkın dilinden anlamadıklarını akıllarına bile getirmemişlerdir !

Çünkü güvenmişlerdi, parıltılı söylemlerine, ilk yıllardaki AB gözetimindeki  atılımlarına…

Uyanmaya başladılar mı acaba ?

İktidar yandaşları dahil…

Yoksa, kendi ailelerinden şehit verilmesin diye oğullarının askerliklerini savaş olmayan yerlerde yapmasını kolladığı için, yandaşlıklarını « herşeye rağmen » sürdürmekte direnecekler mi ?

Öyle ya, ‘benden sonrası tufan…’ diyenler dünyasında, her koyun kendi bacağından asılmıyor mu ?

Becerebiliyorsanız, mutlu olmaya, mutlu kalmaya devam edin.

Ama, herkesi aynı kefeye koyup, barışa susayacak durumlara getirici hatalı politikalar izleyenlere karşı da sakın sessiz kalmayın.

Her nerede yaşıyorsanız…

Ankara, 25 Ağustos 2012

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s