Barışın adını silinmezcesine kazımak için, yollara düşmek…

Standard

İsimlerimiz ne kadar farklı ise de, ortak simgesel soyadımız BARIŞ olsun !


©Nazmiye Halvaşi

Bugün 9 Eylül,


İzmir’in Kurtuluşu.


90. Yıl…


Bugün 9 Eylül.


CHP’nin Doğum Günü.


89’luk « Kutsal Dev »…


Tebessüm ederek uyanmak için yeni güne, yeterince nedenim vardı anlayacağınız !


Suriye’de savaş kışkırtıcılığı yaptığımızı,


25 Askerin akıl almaz ölümü,


Afyon Valisi ile Genel Kurmay Başkanı’nın hediye teatisi,


Gaziantep bombası,


Hergün Güneydoğu’dan gelen çatışma ve ölüm haberleri,


Yakılan ormanlar,


HES’ler,


4+4+4 ile çıkmaza sokulan eğitim sistemi,


Saçma sapan açıklamalar ve yorumları ile halkı âdeta sarakaya alan bakanlar,


Kirli akan dereler,


GDO’lu gıdalar,


Artan kanser vakaları,


Ve, daha onlarca olumsuz başlık ve içerikteki haberle sarsılırken, gözüm bir habere takılıveriyor !

Bir genç adam, Halil Savda. Barışı yollara yazmak için çıkmış yola, yürüyor. (9.Gün)


Savaşın her türlü çılgınlığını ânında haber yapan anlı şanlı basında ise « tık » yok !


Barışı haber yapmaktan mı korkuyorlar, yoksa iktidarı kızdırırız diye tir tir titriyorlar mı ?


Savaşı başlatanları ana manşetlerine çıkaranlar, barış için çırpınanları görmezden geliyorlar.


Acayip…


Neden ?!


Yoksa onlar için de savaş, bir tür « çıkar » oyunu mudur ?


Barışsever eylemlerin bu oyunu bozacağından mı çekiniyorlar ?


Halil Savda’nın yürüyeceğinin haberini almadan bir gün öncesiydi. Bir arkadaşımla, barış için yürümeyi konuşmuştuk.



Halil yola çıkmıştı bile…


Sizleri bilmem ama, bir başka yüreğin de barış için çarptığını işitmek, benim için heyecan verici bir olay !


İnsanı derinden vuran, içselleştirdiği bir sorunu yollara yazmasının ne anlama geldiğini en iyi bilenlerdenim, çünkü…



İsteyin, sizler için dünyayı ayağa kaldırayım…’ diyenlerden !


Halil yürürken, benim yüreğim de kabarıp, kabarıp iniyor.

O’nun, dağ başlarında tek başına attığı sessiz çığlıkları ( ! ) duyar gibi oluyorum, âdeta…


İnsan vicdanının her an sorgu halinde olduğu zaman dilimleridir, bunlar. Hayatı ve haksızlıkları öyle derinden sorgular ki insan, karşısındaki sessiz, kaygısız, umursamaz, vurdumduymaz kitleleri anlamakta güçlük çeker !


Körelmiş yürekleri, kanıksamış ruhları ‘acaba nasıl açabilirim ?’ diye anahtar arayışındadır hep.


Halil gibi…


Biliyorum.


Sorunlar karşısında farklı tepki koyan bireylerin, barışı ilk seçenek olarak seçip, dayatması ; sırtına silâh alıp, dağa çıkmaktan çok daha zordur !


Ama, onur vericidir !


Yorucu olsa da…


Karşısına sürekli dikilen duvarları aşmakta zorlansa da…


Çeyrek asrı aşan bir süredir, akan kanın artık durmasını isteyen herkes, ama eksiksiz herkes o sessiz çığlıkları, barış…barış… diye atan yüreği duymak zorundadır.


35 sivilin yaşamını yitirdiği Uludere/Roboski’den yola çıktı Halil…


1 Eylül Dünya Barış Günü’nde.



Tam 1300 km yürüyecek, Ankara’ya kadar…

Dile kolay söylemek !


Bir kaç km yürümüşseniz, yukarıdaki mesafenin ne anlama geldiğini çok iyi bilirsiniz.


Barış içindeki bir dünyada, ülkemde çocuklar daha çok süt içebilir, daha iyi okullarda okuma şansı elde eder, yaşlılar gelecek kaygısı duymaz, gençler işsiz kalmaz…


Yeni fabrikalar kurulur, çevreyi kirletmeyecek özel filitrelerle donatılmış.


Köyler kalkınır yeniden, karnı doyar köylülerin.


Dağ başında, korkusuzca, huzur içinde, kirlenmemiş havasını çiğerlerine çeker, çobanlar…


Dağ çiçekleri, kimyasal zehirlerden uzak yeşilliklerle otlanır, kuzular…


Ama, eğer…


Bombalar yerle bir etmiyorsa !


Kimyasal silâh kullanılmıyorsa…


Barış hüküm sürmediğinden, hergün dökülen kan, hergün bir başka ölümle sarsılan anaların yüreği sızlar durur.


Cebi para dolan silâh tüccarlarının, savaş körükleyici düzenlerin maşalarının ise keyifleri yerindedir.


Asıl onlar, Boğaz’a bakan villalarında, Boğaz’ın eteğindeki yalılarında, bir ellerinde kadeh, ötekinde uzun bir puro, tv’lerden son haberleri izlerler.


Bugün amma da silâh sattık, ne kadar çok kazandık, yaşasın iktidar, keyfiyle…


Çünkü, vergi mükelleflerinin paralarıyla doldurdukları ulusal bütçe/kasalar, geleceğin kuşaklarının sağlıklı ve düzgün bir eğitimle yetişmesi için değil, yaratılan « umacılar », bozulan dostluklar yüzünden, daha fazla silâhlanmaya harcanır.


Daha fazla..daha fazla..kavuşalım en son teknolojiye sahip silâhlara…


Birileri zenginliklerine, daha fazla zenginlik eklerken ; yoksulların çocukları tabut içinde gelmeye devam eder.


Veya, yerlerinden yurtlarından edilirler, « misafir » kabul eden ülkelere sığınırlar.


Sığınamayanlar mı ?


Talihine küssünler !


Çapraz ateşten canlı kurtulabilirlerse de, inandıkları Tanrılarına şükretsinler.


Bebeğine kendi vücudunu « kalkan/siper » eden, ama kurşunun hem « kalkanı » hem de bebeği delip geçtiği analar ise, haykırma fırsatı bile bulamadan, dünya değiştiriverirler.


Bir elinde silâh, ötekinde bomba, umurunda mı dünya !


« Özgürlük Savaşçılar »ının veya devirmeye kalkıştıkları yönetimlerin bakışıyla, « teröristler »in…


Bi-günâh siviller, daha iyi bir yaşam için çırpınanlar veya bir somun, biraz peynir ve domates ile mutlu olanlar…


Ben mi ?


Halim yerinde, şikâyetim siyasî olsa da…


Barış istiyorum !


Açlar ölürken, tok karnına da olsa…



Ancak, tok karnına « açlık, yoksulluk edebiyatı » yapanlardan da değilim !


Çünkü, BARIŞ istiyorum.


Ülkeler arasında,


Irk, inanç, ten rengi, cinsiyet farkı gözetilmeyen, zengin ile daha az gelirli arasında derin uçurumlar bulunmayan, bir ortamda !


Kalıcı barış tesis edilsin istiyorum.


Halklar, toplumlar, kitleler, dünyanın insan olsun, hayvan olsun canlıları için.


Doğa Anamız için.


Bu pis savaşlarda ölenlerin ruhları huzura kavuşsun, istediğimiz için.


Torunlarını doya doya sevmenin mutluluğu ile son günlerini yaşayan, nineler ve dedeler için.


Oğlu askere giderken, askerdeyken ve dönüş günlerini sayarken, yoğun basınç altında halet-i ruhiyesi bozulan analar, babalar için.


Toplumun her kesiminde, okulunda işyerinde, huzur ve barış olsun istiyorum.


Sadece kendi ülkemde değil, dünyamızın tüm kıtalarında yaşayanlar için…


Basın izlemiyorsa, Halil’i siz izleyin, sahiplenin, görmezden gelenleri de anlayacakları biçimde kınayın, tepkinizi gösterin.


Teröre destek vermek için değil, barış amaçlı, kamuoyunun dikkatlerini çekmek için yollara dökülenlerden desteğinizi esirgemeyin.


Ülkemizin bölünmez bütünlüğü içinde, her bireye barış, hak ve özgürlükler, eksiksiz adalet, kısacası yaşam hakkı isteyenler, yalnız hissetmesinler kendilerini !


Doğu ile Batıyı ayrıştırmak, insanları birbirine düşürerek bölmek ve bunu da « demokrasi ve özgürlükler » kılıfına sokarak yoksulların katledilmelerini keyifle seyredenlere inat.


Tek ses çıkan ve tek yürek atan bir Türkiye umuduyla, BARIŞ istiyorum.


Ve de Halil’i izlemeye devam ediyorum.


Yola çıkış noktalarımız farklı da olsa, yollarımızın BARIŞ kavşağında kesiştiğinin bilinciyle.


Sorumluluk anlayısı ile…


Parçalamak  değil, bütünleştirmek için,


Ayrıştırmak değil, kavuşturmak için,


Öldürmek değil, yaşatmak için BARIŞ


Kendilerine dünyamızın « hamisi, jandarması » etiketi yapıştıran egemen güçlerin oyununu bozmak için, BARIŞ.


Fabrikaların çarkları dönsün doğuda ve batıda diye, BARIŞ.


Yavrusunun kokusuna hasret bırakmamak için anneleri, BARIŞ.

Daha sayısız nedenle, BARIŞ istiyorum.


Liste uzun…


Halil de BARIŞ istiyor, yolları aşındırıyor !


Yollar yürümekle aşınmaz diyenlere inat…


Peki ya sizler ?


Mutlu iseniz devam edin, değilseniz tepkinizi gösterin, duyarsız kalmayın olumsuz gelişmelere !


Demokrasi ve özgürlükler sınırlarını zorlamadan…


Adımızı bile seçme özgürlüğüne sahip kılınmadıysak da, en azından soyadımızın simgesel de olsa, BARIŞ olması için…

9 Eylül 2012, Ankara.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s