Bugün Gezi’de değilim.. Çünkü GEZİ HER YERDE!!

Standard

Kentlerin rantını eş dost ile paylaşmanın adı iktidar oldu..

1

nh_06042012a

©Nazmiye Halvaşi

Bu yaşanmış hikayemdir..

“Taksim” ve “Gezi Parkı” bir yudum nefes gibidir.. Beton duvarlar gibidir çevresi.. Önce kuşatılmış azar azar.. Pek de anlayamamışız.. Alıştırmışlar sessizce yükselen binalara.. O son noktayı koymak için Gezi’yi kuşattıklarında bir ses, binlerce ses oldu.. Çığlık oldu isyan etti! Bu ses sadece ülkeyi değil dünyayı sarsacaktı..

Gezi’nin 3. Günü idi.. Taksim Dayanışması’nın çağrısını okuduğumda, Datça’da denize karşı balkonumda yudumladığım kahve fincanı elimde anlamsızlaşmıştı.. Gezi’de nöbete çağırıyorlardı.. Günlerdir direnen gençler vardı.. Ve şimdi destek istiyorlardı..Gezi’de nöbet için! Gezi’yi kimden koruyorlardı? Bir yudum nefes gibi, son damla yeşili korumak, solumak için..

Bazı olayların, durumların kişiler üzerindeki etkisi çok sert olur.. Dünyaya bakış açısı, yaşamın biriktirdikleri ve tabi ki kişisel duyarlılıklar.. Hayatı anlamlandıran değerler kişilere göre farklıdır.. Bıraktıkları izler de..

“Nöbet için bize telefon numaralarınızı, mail adreslerinizi iletin..!” Diyorlardı.. Hemen listeye adımı yazdırmak için doğruldum. İyi ama çok uzaktaydım. Çağrıldığımda yetişemezdim..

3

Açık duran bilgisayarın klavyesine giden parmaklarım en hızlı ulaşım yolunu bulmuştu bile. Şansım hiç bu kadar yaver gitmemişti. O gece İstanbul’a Dalaman’dan kalkan uçakta yer vardı, ve ertesi gece dönüş uçağı da uygundu.. Kararı ne zaman vermiştim? Bilmiyorum. Balkondan içeri girip telaşla sırt çantamı hazırlayıp çıktım, kontağı hiç tereddüt etmeden açtım.. Zamanla yarışıyordum.. Dalaman uçağını kaçırmak , nöbeti kaçırmaktı..!

Taksim’e vardığımda saat 01:00 di sanıyorum.. Taksim sessiz Gezi Parkı karanlıktı.. Parka yöneldim. Kimse yoktu ortalıkta. Bir an koca İstanbul’da bir ben varım sandım. Okuduklarım, izlediğim haberler rüya falan mıydı?

Duyduğum ayak sesleri ile kendime geldim. Bir kız ve bir erkek iki genç el ele geliyorlar bana doğru.. sordum… “Nöbeti nerede tutacağız?”, “Gelin bizimle, bizde nöbete gidiyoruz” dediler gülümseyerek.. Yürüdük parkın içine.. Kendimi bir film setinde düşündüm.. O derin sessizliğin içinde cıvıl cıvıl bir kalabalığa karıştık..

2

Yabancı sandılar önce.. İngilizce konuşmaya çalışan kibar bir genç kız yardımcı olmak istedi. Türkçe karşılık verince “bizdenmiş..!” Dedi gülümseyerek.. Orada “biz” kimlerden oluşuyordu? Sohbete buradan başlamıştık.. “Nöbetimi tutmaya geldim” diyerek devam ettim..

7

Biz bir film platosundaydık. Aslında bu filmi izlemiştim! Düşmandan/saldırılardan kaçanlar bir ormanda toplanmıştık.. O toplanma alanında genç, yaşlı, kadın, erkek, çocuk, köpek herkes vardı.. Orada yaşama tutunmak gerekiyordu.. Kimi/kimileri moralleri yüksek tutmak için çalıyor, oynuyorlardı.. Tulumun ezgileri ile coşanlar, ağacın dibinde birbirine yaslanarak, aralarına yatan köpeklerine ve birbirlerine dokunarak uyuyanları ezmemeye özenliydiler.. Ağaca asılı perdeye İstanbul’un ilk kentsel planlanlama sürecinin belgeseli yansıyor.. Takılıp kalıyorum belgesele.. Bir delikanlı sandalyesini veriyor “ben izlemiştim” diyor.. Hemen arkada kocaman bir afiş asılı “DOKUNMA!” Diyor.. Sıralamışlar olmazsa olmaz dokunulmazlıklarını.. Yeğenlerimi aramalıyım, buradadırlar belki.. Telefonumun şarjı bitmek üzere.. Çaresizlğimi farkeden biri hemen bilgisayarının üzerinden şarj olanağı sunuyor.. Arkada hararetli bir tartışma var ama sessiz.. Çadırda uyuyanları uyandırmadan.. Elinde nohutlu pilavla geliyor ve oturuyorlar çimlere ilgiyle izlemeye devam ediyorlar belgeseli.. Bir ara konuşmaya başlıyoruz gençlerle.. Ne kadar genç ve duyarlılar.. “Boğuluyoruz baskılardan..” Derken nefessiz kaldığını sanıyorsunuz.. Öylesine içten.. Saat geçiyor mu? Zaman durdu mu bilmiyorum.. “Datça’dan mı geldiniz?”.. “Ne güzeldir şimdi Datça”.. Güzeldir ya..

.

4

Saat dört olmuş.. Biraz önce gelmiş gibiyim.. Havayı soluyorum.. Hava UMUT kokuyor.. Gençler umut saçıyor.. Gençler geleceklerini sahiplenmiş KORUYORLAR.. Kimden? Diye düşünüyorum..! Ben bir film setinde miyim gerçekten? Bir film izlerken uyuyup kaldım da rüya mı görüyorum.. Bu genç insanlar bırakın GEZİ PARKI’nı dünyayı, hayatı, geleceği koruyorlar.. Ben sadece nöbetteyim..

Gece akıp gidiyor.. Hiç bitmesin ister gibisin..

Bir kıpırdanma oldu.. Onlarca çadır var çevrede.. Onlarca insan halka halka oturmuş konuşuyorlar.. Onları birkaç saat öncesine kadar hiç görmemiştim, tanımıyordum.. Tanımadığımı sanıyordum.. Oysa biz tanışıkmışız.. Ayrı yerlerde yaşamış aynı kaygıları taşımışız.. Birlikte gülüp, ağlamışız.. Berkin’de o gece orada mıydı acaba? Ya diğerleri?

Düdük sesleri geliyor.. Kıpırdanmalar, dalgalanmaya dönüştü.. Çadırlardan fırladı insanlar.. “Polis çevremizi sardı”.. Neden? Biz ne yaptık ki?

Gecenin içinden biri fırladı ve küfürler savurmaya başladı, kışkırtıcı sloganlar attı bir diğeri.. Susturdular! Susturdular! Bu oyuna gelmek istemiyorlardı.. Ama oyunu oynayanlar polis saldırısına zemin hazırlamıştı bile..! Gecenin karanlığından çıkıp insanların üzerine üzerine gelen, kocaman kalkanları ve maskeleri ile orantısız gücün tam da kendisiydi bu.. Çadırların alt üst oluşu, biber gazının dayanılmaz acısı ile iptal olmadan önce hafızamın kaydettiklerini asla unutmayacağım! Görmüyor ama yürüyordum.. yanan genzim yutkunmamı engelliyordu.. Sesler.. Sesler.. Koku.. Gençler..

İstiklal’in başındaydım ve artık biraz daha görebiliyor, nefes alabiliyordum.. Bütün İstanbul biber gazından boğuluyordu sanki.. Çevreme bakıp çocukları gece boyunca konuştuğum çocukları aradım.. Toparlanmıştım biraz.. Döndüm parka doğru yöneldim.. Çevrenin fotoğrafını çekmeye, çocukları bulmaya çalıştım.. Parkın etrafını duvar gibi örmüşlerdi.. Etrafında dolaşıp çocukları bulduğumda derin bir oh çekmiştim.. Dev araçlar parka girmiş, polis koruması eşliğinde birer birer yıkıyorlar ağaçları.. Ne için? RANT İÇİN!

6

Gezinin 4. Günündeyiz.. Direniş yeni başlıyor daha.. Dönüş için alana giderken arkamda bıraktığım inanılmaz bir günü hayatımın en değerli günleri arasında saklıyorum.. İstanbul yaşanılmaz bir yer benim için.. O gün dönmek zorunda kaldığımda “keşke bu kentte yaşıyor olsaydım” diye düşündüm.. Gece birde Dalaman’da uçaktan inip Datça’ya gelirken hala hayal ile gerçek arasında nerede olduğumu sorguluyordum.. İnceden yanmakta olan gözlerim, gerçekle yüzleştiriyordu.. Mayıs bitmiş.. Haziran başlamıştı.

.

5

Tam bir yıl oldu. Kaç kez yandı yüreğimiz bu bir yılda..! Bir yıldır Gezi’yi konuşuyoruz.. GEZİ RUHU’nu çarpıtmak için sağdan giriyor, soldan çıkıyorlar.. Oysa son derece netti Gezi’de ortaya çıkan mesaj.. Yeni nesil özgürlüklerin önündeki engelleri GEZİ ile sembolleştirdi ve isyan etti..! DOKUNMA! Dedi.. Ve öldüler.. Kör oldular.. Sakatlandılar.. Özgürlük talepleri için….

10303365_728052707258577_438843794854473517_n

Tartışma proğramlarında vandallığı bahane ederek Gezi’ye saldırıyı, çadırların yakılmasını, biber gazı ile ortalığı savaş alanına çeviren baskıcı anlayışı haklı çıkarmaya çalışanların samimiyetsizliğini izledik defalarca.. oysa bu kocaman bir yalandır ki söyleyenlerde bilmektedirler..! O gece Gezi’de gördüğüm hiç kimse yakıcı, yıkıcı hesaplar içinde değildi.. Tanığım.. Şahidim.. Şahidim!

8

Peki kimdi o vandallar? Yanıtını herkesin verebileceği bir soru bu!
Bugün birinci yılında Gezi’de değilim.. Çünkü GEZİ HER YERDE..

Sevgiyle kalın..
Her nerede yaşıyorsanız Gezi’ye ve Gezi’lere sahip çıkın.. Siz yürüdünüz, bırakın torunlarınız da yürüsün o parklarda.. O çocuklar bunun için öldüler! Öbür çocuklar hala DİRENİYORLAR..!

31 Mayıs 2014 / Datça

*

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s